GEÇMİŞİ OLAMAYANIN GELECEĞİ DE OLMAZ

Hüseyin ASLAN

1945 Basak Köyü, Hekimhan-Malatya doğumluyum. ilk okulumu köyde bitirdim. Evli ve iki erkek çocuk babasıyım. Askere alınana kadar köyde recberlik yaptım. 28-01-1966 yılında Balıkesir-Edremit Er Eğitim Tugayı'na teslim oldum. İzmir-Narlıdere Sıhhiye Birliği'nde, Sıhıye İtisası ve Çavuş Taklimgahı Eğitimi aldıktan sonra Erzurum Aşkale Zırhlı Agırlıklar Tugayı'nda Sıhıye Çavuşu olarak vatani görevimi yaptım. 28-01-1968 de terhis oldum ve köye döndüm. Bir yıl aradan sonra 1969 yılı Nisan ayında Almanya Wuppertal kentine misafir işçi olarak gittim. 2003 yılına kadar bir fiil çalıştım ve erken emekliye ayrıldım.
Eşim Hatice ile birlikte birlikte yazları kendi köyüm Basak’ da ve kışları da Wuppertal şehrinde geçirmekteyiz.
Uzun süredir gerçekleşmesi için çaba harcadığım, anılardan ve köyümüzün gelenek ve göreneklerini içeren ve kültürel değerlerinden oluşan bir kitabı 2009 Aralık ayında yayınlamayı başardım. ikinci kitabımın hazırlıkları sürmekte.

http://www.huseyinaslan.blogcu.com

e-mail: hueseyin.aslan@web.de

Kitap hakkında:

Bu kitap ile amacım, kendi hayatımdan anılarım ile birlikte, geçmişte köyümüzün gelenek ve göreneklerini, büyüklerimizin yaşadıkları olaylar, kendi gözlemlerim yanı sıra köylülerimizin kendi ağızlarından anlattıklarını bire bir yazmaya çalıştım.

Bir diğer amacımda, köyde ve Almanya´da başımdan geçenleri olabildiğince yansız olarak yazarak, birinci dereceden yakın akrabalarım ve de köylülerimle paylaşmaktır.

Kitabımında köyümüzün kullandığı, kelime, deyim ve şive telefuzunu olduğu gibi kullanmaya çalıştım.

Kitabımın içinde, eski basak yaşambiçimi, örf ve ananeleri tüm ayrıntıları, hiç bir şahsı kastı hedef almadan, gerçek yaşanmış olayaları anlatmaya  çalıştım. Yinede kitapda geçen olayları üzerine alıp alınan ve incinen kişi ve kurum  olursa, şimdiden kusurumun afedilmesini dilerim.

 

DEĞERLİ CANLAR

18 Subat 2007


Bu gün yine Köyümüzün geçmişiyle ilgili hafızamda olan bilgilerimi sunmaya çalışacağım. Bu yazıma özelliklede bu arada sevgili bir gencimizin şu sorusu teşvikci oldu. Sorusu bana şu yazdığım yazılarımın arasında şimdiye kadar duymadığı ve manasını anlamadığı kelimelerin olduğunu bununda Arapça, Farsça olabileceğini, benim Arapca' Farsca bilir mi? olduğumu soruyor .

Sevgili can, ben burda öğrendiğim Almanca'dan başka lisanım yok. Bunu da kendi kuşağım düzeyinde iyi bilenlerden olduğumu söyleyebilirim. Köyümüz ilk okulundan mezunum. ( Bunu da mezun kabul ederseniz) U çüncü sınıfa kadar Hasançelebili Ziya eğitmenin dayağıyla okudum. Çünki dayakcı birisiydi. Allah rahmet eylesin,(Hz. Ali bana bir harf öğretenenin kırk yıl kölesi olurum der.) dört ve beşinci sınıfları öğretmen okuttu, çok şey öğretti. Buda Ç ırzılı (Ulaşlardan )Mustafa Ulaş hayatta. O' na da Allah selamet versin. Malatya da yaşadığını öğrendim. Köyümüzde ise Latince yeni yazının gelişi 1900 lerin başı. Bildiğim o kuşak şimdi 80-90 yaşları civarındalar. Köye ilk okul Kuşoturağına yapılmış. Şimdiki Cicilerin evinin sol mezarlık yönü. Malum bu okul heylan (oynakdan) yıkılınca bir dönem şimdiki amcam oğlu Ali Bettöğün oturduğu evinin yerinde okutulmuş, bu evin ismi hep Mektep geçerdi. Bahsettiğim köydeki bizim o evin ismide hep Aziz in damı geçerdi. O dönemlerde okula mektep denirdi. Bizim dönemlerimizde bile hala mektep deyimi yayğındı. Bu dönemde ikinci okul şimdiki cem evi diyelim yerinin ön tarafı eski Loğali nin evinin üstündeydi. Ben ve kuşağım üçüncü sınıfa kadar bu okulda okuduk. Burasıda oynak kaymadan duvarları çatladı çatısızdı üzerine çıkıp loğlanmaya korkulur duruma geldi. Çıkmak zorundaydık bizde 4-5 inci sınıfları Ali amca, Kelcaferin oğlunun eski evinin üst katında okuduk bu ara dönemlerde yine Memet amcamın, şimdiki Turan Arayıcı'nın oturduğu evdede okunuldu. Üçüncü Okul ise 1959 larda Cem evinin bu hali yerine yapıldı.İsmail Koluaçık'ın(mistelöğ İsmal hepsini rahmetle anıyorum) muhtarlığında bu okulu köylümüz yaptı . Ancak bu dönemde köy öğretmenlerinden biri herkesin tanıdığı rahmatli Mustafa Çetin di. Çok çaba harcayıp emeği geçtiğini iyi biliyorum. Bu okula yaz tatilini bile inşatında geçirerek özen gösterdi.
Daha eskilerine gittiğimizde muallim dönemi, eğitmen düzeyideki bilge kimselere muallim hoca denermiş. Babam, Aliefendi gibi bu kuşaktakilere çevrede eski t ürkce (Arapcayı) öğreten ise benim hanımın dedesi Haydar Yıldırım. Aslı, Arğuvanın Eymür köyünden gelmiş. Artık öğreti amaçlımı ? Güvençte sadece iki kızı olan bu ailenin evine içğöğe girip kalmış.

Tekrar başa dönüyorum yeni yazı devrimi 1929 başlamakla her şeyiyle tamamlandı anlamına gelmiyor. Yeni bir Cumhuriyet eğitim kadrosu yok her şeye sıfırdan başlamak,hal böyleyken sevgili gencimiz bende herkes gibi bundan nasibimi aldım. Babam köyde iyi düzeyde eski yazı bilenlerdendi. Köyümüzün cenazesini kaldırandı. Gerçi bu işi yapan o dönemde köyde çokları vardı. Adetti özellikle kışları akşamları odalara toplanılır, kitaplar okunurdu. Babamın odasında da eski yeni yazı olarak, köyde bu odaların sayısı 5 veya onu geçmezdi . Hakanın dedesinin odası Çitil veli, Aliefendinin odası başlıcalarıydı.Etkilenmemek mümkinmü! Ben o arif insanların meclislerinde 8-10 yaşlarımda iç içe haşır neşir oldum istemiyerekte olsa ağlayarak götürüldüğümü çok bilirim. Akşamları tırabzanın üzerinde ayakta saatlarcagaz çıra lambanın ışığında inanç içerikli yeni yazı kitaplar okurdum.


Bu engin paha biçilmez , sayğı ve sevgi değerleriyle, paylaşımcılık müsbet her şeyin var olduğu bu meclislerde bulunmakla kendimi şanslı sayıyorum.O anlar çocukluk denecek yaşınla bu güzel değerleri tam kavrayıp idrak etmesende insan belleğine işleniyor. Süreç içinde kavranıp pişmanlık duyumlarıda olsa zay edilmeden sahipleniliyor. Bu bizim toplum yapımızın geçmişinden kısa kesinti, teori ve pratikte olsun arapça,da farsça da yayğındı. Bırakın o zamanı, örneğin tapu vergi dairelerimizde, hala benzeri sıkca yabancı kelimeleri görürsünüz, matrah,rayıç,gibi. Geçmişimiz bu. Buna sayğıyla sahip çıkmalıyız, geçmişini bilmeyen toplumlar geleceğe muaffak olamazlar. Gencimize kesinlikle intila etmedim ilginç duyarlılığını içtenlikle cevaplamaya çalıştım.


Sevgiler selamlar

 

Köyümüzün öz geçmişinden

Köyümüzde yaşamış ve hemen hemen bütün zanat-sanat meşğali öğreti kazanımların temel taşı olan biri vardır. Bu insan bir Ermeni asıllıd ır. Adı Azizdir.Bölgemizdede büyüklerimizin anlatımıyla, Ermeni Vurğunu diye geçer. Bindokuzyüzün ilk yarıları.Yakınımızdakı bölgede Hasançelebi, Hekimhan,Fethiye devam eder güzargah yoludur. Belkide alternatifsizdir bu ulaşım yolu o dönemde. Babam İsmail Aslan muhtar olduğu dönemlerinde Hekinhanın içinde işi gereği bulunduğu o yıllarda, yanlız, kisesiz, sahipsiz genç yaşta bir adamla karşılaşır. Gideceği kimsesi ve çevresi olmayan, hiç bir çaresi ve dayanağı bulunmayan bu kişiyi alır köye getirir.Tabiki köyde büyükler, Ali Efendi, azalardan Ğöğöğ Haydar,Çil Ali Diköğ, Kel Hüseyin ve herkes tartışıp konuşup değerlendirmelerden sonra şu karar ve kanatda birleşilir:
Sahip çıkılıp, bu çaresiz insana ev mekan temini, zaruri ihtiyaçları olan yiyecek içecek gibi ihtiyaçlarını köyden temin ederler. Bizim köyün içindeki evimiz olan 1970 lerin sonlarında amcam oğlu Kemalın oğlu Cuma hocaya sattığımız şimdiki temelden yenileyerek yaptığı iki kat oturduğu bu evi oturma mekanı olarak hizmetine verilir. Bu ev büyük bir evliği ile bucakdamından oluşan iki bölümdü. Büyük acağı pacası vardı. Aziz köyde artık çalışıp iş yapmaya başlıyor. Herkes sanatına bakıp hayretle izliyor. Çünkü görmedikleri, bilmedikleri o ilginç sanat becerisini gördükce etkilenmemek mümkün değil.

Bu süreç içerisinde köyde ana babadan yetim kalmış Cuma amca (Oşkiş ve bacısı) varmış. Büyüklerimiz değerlendirip konuşarak Oşkişin bacısıyla Azizi evlendirmeye karar verip, yine maddi manevi ihtiyaç gereksinimlerini karşılayarak evlendiriyorlar. Aziz Cuma amcayıda yanına alıp birlikte çalışıyorlar ve çırağı olarak Oşkişi yetiştirip köyümüze ilk usta kazandıran ve çoklarının ibret aldığı kişidir. Eserleriden bazıları, değirmencilik, culhalık, çığrık, demircilik, maranğozluğun her türlüsü ve diğerleri. Azizin bu hanımından bir kızı olur ve bu hanımı süreç içinde hakka yürür. Hekimhandan ikinci hanımıyla evlenir, bilhare bu hanımıda ölür. üçüncü hanımınıyla Sazdan evlenir. Bu hanımlarından da çocukları olduğunu kesin biliyorum, ancak tarih ayrıntılarının üzerinde durup sayı ve bilgilerini not almadığımdan emin değilim.


Bu son bilgilere ulaşmam tesadüfü oldu. 1970 ve seksenli yıllarda biz çeşitli mallar üzerine ticaretle uğraşıp market çalıiştırdık. Giyim ürünlerini Frankfurt bölgesinden getirirdim. Wuppertaldan 350 KM. O bölgede tanıdık bizim Kınıklı dostlarım var. Çil Hüseyinin oğlu Hüseyin ve Sultanın oğlu Hüseyinler. Bir defasında önemle israrları üzerine, bir gece misafirleri kaldım. O yıllarda biz Türklerin çogunun arabası vs. Yoktu. Mal aldığım toptancı mağzasına istekleri gereği bunları da götürdüm. Mağzada bana dedilerki ilk olarak burda bir Basaklı var tanırmısın? Bildiğim kadarıyla o bölgede bizim köylü yok olamaz dedim. Eskiden Basaklıymış dediler. Neyse adamla karşılaştık. Hiç görmediğim bir sima. Ben sizin köylü Azizin oğluyum. Sazlı yiğeniyim anlatımına göre 15 yaşlarına kadar bizim köyde yaşadığını, arkadaşlarından bahsediyor, daha çok Ahmetden bahsediyor. Papak Ahmet olmalı. Anlatımı, evlerinin tarifi ve aynı kuşaklar. Köyümüzün hep semtlerin isimlerini anlatıyor, beni evine davet etti. Kısıtlı zamanıma rağmen israrını kıramadım gidip uzunca sohbet ettik. Sağ olsun, bana fazlasıyla izzet ikramda bulundu. Aynı bir köylü duyarlılığıyla.
Başka kardeşlerinin olduğunu ve en büyük erkek kardeşlerinin Hekimhanlı analığından olan Bekir olduğunu, babasının sanatını içlerinden kendisinin devam ettidiği anahtar teslimi inşaat alıp yapıyor. Kendi sazlı dayılarının çoğunluk Sivasda yaşadıkları soy isimleri Bal olanlardan, kendinin bu yaşlarında bizim köyü ve Malatyadan babasının sağlığında göç edip, İstanbula yerleştiklerini, buna rağmen hala Basağı arkadaşlarını insanları özleyip buralara gelip bir daha kısmet olmadığı özlemini yaşıyor.

Ben burda tekrar tekrar Köyümüze insanlığa emeği geçen bu insanları şükran duyğularımla rahmetle sayğıyla anıyorum.

Herkese selamlar sevgiler

21 Ocak 2006

Sevgili Gazi kivre


Basak halkı yardımlaşma dayanışma ve temsilciler kurulu başlıklı yazını ve bu doğrultuda düşüncelerini önerilerini belirten canların da yazllarını irdeledim. Zaten medenice araştırılıp tartışılarak doğrular bulunur.

Ancak ben bu yapılanmaya farklı pencereden bakıyorum. Emrivaki gibi kesinlikle anlaşılmasın, benzeri sivil toplum örgütlenmelerinde tamamen bire bir yaşadığım deneyim birikimlerime dayanarak paylaşmamın çok faydalı doğru olduğuna inanmaktayım.

Benim düşünm, Malatya merkezli kurulmasi önemli önce dernekleşip ilerde şartlara göre Vakıflaşma. Malatya tüm T.C. ve yurt dışı k öylülerimizin zorunlu buluştuğu trafik noktası. Malum, hemen herkesin uğrayacağı merkezi nokta. Hemen herkesin çok çok önemli olan üye oluşumuyla örğütlenmek bu sistemi hayata geçirmedikce uzun vadeli gelecekte kurumlaşma şansınız yoktur. Doğmadan ayağı yere basmayan olumsuzluklar başlar. Çok yazık ederiz. Geleceğimize, bu olumsuzlukla ayak bağı oluruz. Sakın yanlış yapmayalım.Şayet aksi yapılanmayla başarılı olunurda, inşallah ben yanılmış olsam yine memmum kalırım. Ancak bilimsel veriler hiçte böyle değil. Malatya da örğütlenme alt yapı potasiyel fazlasıyla var. Onlarca öğretmen ve nice meslekten yetenekli insanımız var. Malatya da ki nisbi çoğunluklu kurulların önemi: her yazılı karar alımında, uzaklardaki insanlarımızın bulunması mümkün olmaz, dolayısıyla işler tıkanır. Şu olabilir, köylülerimizin bulunduğu yurt dişi ve şehirlerde temsilciler, komite usuluyla asıl sorumlu icra orğanı, motor güç yönetim kuruluna bağlı kordineli çalışma usulü geliştirebilinir, hiç mahsuru olmaz. Aksine dayanışma ağı ve haberleşme kolaylaşır.

Değerli canlar, yaşadığımız Dünya da, hükümetleri, hatta devletleri sivil toplum örgütlerinin yönlendirdiği idame ettiğini biliyoruz ve görüyoruz. Bir örgütlü sivil toplum örgütünün kurumlara bağımlığı yanlıştır. Ahlaki değildir. Bağımlığı, sadece sesine kulak vereceği üyeleri ve genel kuruludur. Ancak, bağımsız genel kurulu ve yönetim kurullarının mesuliyetide aldığı yazılı metinlerle makul gördüğü dayanışmalar elbette köyümüz yararına olan katkılar yapılacak. Fakat davul benim, tokmak senin sırtında! misalı olmaz,. Zaten yönetimin yapacağı hizmetler gereğinden fazla. Dernek üyelerine karşı tüzüğü gereği bağlayıcı T.C. dernek yasalarına göre çalışacaktır ve sorumlu merci de Y. Kurulu olacaktır. Y.K her fırsatta veya gerek görüldüğünde hesap vermeli gelir gideri bilançosunu açıklamalı. Ayrıca, Y. Kurulu üzerinde denetleme ve disiplin kurulları denetlemelerini yapacaktır . Hemen hesap numarası açalım, para yatıralım gibi duyğusal yaklaşımlar kesinlikle yanlış ileride bakarsın bu birikimi yapan sağduyulu canlarımız olumsuzluklar içinde kıvranır hatta yalnızda bırakılır örneneklerine gerek görmüyorum. Onun için işimizi yasal temelde başlayıp yapalım.Gazi Kivre biz sana bu görevi veriyoruz, inanıyoruz, başarırsın. Hemen Kurucular Kurulunu kurup gerekli alt yapısını hazırlayıp üye kaydına başlamak, ve kurucu üyelerden üç kişi adınına banka hesabı açmak. İlerde bu yetkiyi asıl Y. kuruluna devretmek aktiyle. Kısa sürede belli üye oranında yönetim kurulu seçilmip aslı görevine başlamalı. Bu aşamada dernek tüzüğü, üye formu gibi koşullar tertiplenmeli. Sizler ordan bizler burda ve her tarafta üye kaydına derhal başlayabilelim. Bu temelde ben inanıyorum ve kendimize güveniyorum ki, özlemim kısa aşamada Malatya da köyümüz insanına hizmet sunacak, bizlere layık bir mekana sahip olup tam kurumlaşacağız. Kararlı ve emin adımlarla Allahın himmetiyle engel görmüyorum. Malatyada toplandığınız kahveye uğradım. Bazı kere içime sindiremedim. Hastalık yuvası tepki söz hakkın olamaz tabi. Onlarında haklı gerekcesi var ticaret yapıyor.


Bu duyğu ve düşünceler ışığında hepinize sevgiler selamlar.

 

geridön