ARA SIRA

Ahmet Yalçın Yıldırım

Diğer yazılar

 

BEN,  ESKİ KÖYÜMÜ GERİ İSTİYORUM

25  Haziran 2009 Amsterdam

İnsan, yaşı ilerledikce unuttuğu ve kayıp ettiği değerlerin farkına geç de olsa varır. Hayatın zorluklarından ve sırtınıza yüklenen sorumluluklardan sıkıldı iseniz, hele de köyden çoktan uzaklaşıp şehirde ve de bir başka memlekete yaşıyorsanız, mutlaka sıkca geçmişe dogru yolculuk edersiniz. İnsanoğlu kayıp etmeyince elindekinin değerini anlamaz. Doğup büyüdüğü topraklardan, dilini ve huyunu bildiği yakınlarından, suyunu ve havasını yudumladığı yurdundan ıraklaşmayınca vatanın değerini anlamaz ve kavramaz. Türkülerde gurbetin kahrı üzerine çokca değinilmesinin ve sıla özleminin sıkca vurgulanmasının nedeni ayrılık hasretinden dolayı olsa gerek. Bun içindir ki kişi geçmişe, çocukluğuna geri dönmek ister. Umutları, sevinçleri, acıları ve kederleri, kayıpları, küskünlükleri, kırgınlıkları, dargınlık ve kızgınlıkları hatırlar. Sevdikleri ile sevmedikleri teker teker hafızasının süzgecinden geçer. Tekrar tekrar hafızasını zorlayarak hatırlamaya çalışır. Şayet geçmişten kalan, fotograf, yazı-mektup, film gibi belgeleriniz varsa, geçmiş hayal olmaktan çıkar gözlerinin önünde gerçeğe dönüşür. Aynı kuşaktan olduğum Ali Aslan bu şirinde, az da olsa hormonsuz yani zehirsiz bugday ve koyun çökeleğinin özlemi döktürmüş dizelere. .

ESKİ BASAK'A ÖZLEM 

                    Nerede sığırın? Nerede sürün? 
                    Nerede yatağın? Nerede berin?
                    Suların çok soğuk, havan da serin.
                    Eskiyi isterim ben, Basak Köyü. 

                     Damlarında sergilerin olurdu.
                     Ambarların buğday, bulgur dolardı.
                     Tarhana çorbası ne hoş olurdu.
                     Çökeleğin bile yok, Basak Köyü. 
                                 
Ali ASLAN

Kimilerimizin çocukluğu sıkıntı ile geçti. Kimilerimiz çocukluğunu bile yaşayamadı. İş-güç, yoksulluk, caresizlik yaşadı. Tüm bunlara rağmen yaşadıklarımız ve hafızalarımızda kalan anılar herşeye rağmen güzeldi. Bu hayata bir daha gelmeyeceğimize göre yaşadığımızın ve soluk aldığımız her anın farkında olduğumuz müddedetce hayat güzeldir.

Son yılarlar da köyümüzde ciddi bir değişim yaşandığı ve kabuk değişikliği gerçekleştirdiği bir gerçek. Köyü gösteren bu iki fotoğraf kelimelere gerekmeden kalmadan gerçeği olduğu gibi yansıtmaya sanırım yeter. Değerli insan, Bektaş Çalışkanın kendi sitesinde haber olarak verdiği ve köyde yeni seçilen muhtarımızın öncülüğünde yapılan çalışmaları duyunca tekrardan yetmişli yılları hatırlamamak elde değil.

KADI MEHMED

Köyümüzün köylükten çıkıp kasabalaşmasının (buna kabalaşması da diyebiliriz) üzüntüsünü yaşayanlardanım. Altmışlı ve yetmişli yılların başında, yolumuz dışarıya ağırlıklıklı olarak Hasançelebi üzerinden açılırdı. Hasançelebiler akıllarınca bizleri horlar, onalr bize Pasaklı  biz de onları Karga Çelebiler diye tiğe alırdık. Burada istisnalar hariç esasen iki yaşam biçimi çatışırdı. Çelebililer köy ile şehir arasında  kalmış bir yaşamı temsil ederken, bizse saf Anadolu Türk köylüsü yaşamını temsil ederdik. Köyümüz ile şehir arasındaki fark azalmaya başlayınca ve hızla şehirin ve batı kültürünün etkisine girince, yaşam biçimide hızla çözülüp  hasançelebileşmektedir ve de dolaysıyla kasabalılaşmaktadır.  Bir iki örnekle ne demek istediğimi anlatayım. Bugün köyümüzde çoğunlukla, gardaş gardaşla, komşu komşu ile kavgalı ve küs. Gaspcılık, fırsatcılık ve menfaatcılık almış başını gitmekte. Gereksiz harcamalar ve hoyratca çevrenin kirletilmesi, gelenek ve göreneklerden ve inanılan değerlerden uzaklaşmaları bunlara ekleyebiliriz. Kısaca ayağın baş, başında ayak olmaya doğru gittiği ve hatta olduğu bir dönemdeyiz. Büyüklerine saygı ve sevginin kalmadığı, kıskançlık, kin ve garezin eğemen olduğu bir yerde huzur aramak boşuna. İşte ben bu yüzden eski köyüme özlem duyuyorum. Bunun için de sıkca köyüme çok istediğim halde gitmiyorum.

 

Birbirinin düğününe ve cenazesine gitmeyen bir köye gitmek içimden gelmiyor. Çatısı tenekeli, oturacak  ve dinlenecek yer bulamayan, birbirinin kapısını ve yolunu kapatan, (malesef en çokda bu durum bizim Dedeler sülalesinde meydana gelmekte) muhabbetten ve insanlıktan uzaklaşmış bir köye, ne kadar yenilikde olsa, yolları yapılsa, asfaltlanmış olsa da ve hatta bu  iyiye yorumlansa da, ben bu köye istekle gitmek istemiyor, o eski köyümü özlüyorum.

Ben olmasını ve özlemini duyduğum bir köy isterken ne geçmişte köyümüzdeki sorunları atlayarak ve ne de buğün iyi şeyler yapıldığını yok sayarak yazımı bağlamak istemiyorum. Geçmişi olmayanın geleceği olmaz der bir atasözümüz. Gelecek tasarımı olmayanların geçmiş derdi olamaz. Gönül arzu ederki, o eski dostluklar, sevgi ve saygılar, büyüklere ve akıllı ve olgun insanlara hürmetlerin yeniden yerleştiği, huzurlu bir köyün yeniden inşa edilmesi.

Eski köyümüzün yeniden bugünün koşullarında canlandırılması münkündür. İşe öncelikle yaşlılara, ana ve babalarımıza gereken değeri, saygı ve sevgiyi vererek başlatabiliriz. Bunun ilk adımı olarak o geçmişte Vahı´nın Yolağı´nda ki muhabbetleri ve de eski evlerin büyük odalarında yapılan muhabbet ve toplantıları yeniden canlandırarak yapmak münkündür. Bu görev bizim kuşağın  boynunun borcudur. Bunun içinde muhtarlık binasında büyükce bir köy odası yaparak, yaşlılarımızı biraraya gelmeleri teşvik edilerek, onlara masrafları köy bütcesinden karşılanan, kahve ve çay ve de ayran ikram ederek yaz kış agırlayabilmekle başlayabiliriz.  

Köyümün kasabalıktan tekrar kurtulmuş geleneksel bir Türk köyü olarak, yaylaları tarlaları, bahçeleri ve doğallığıyla kalması ve yaşaması tek dileğim.  Biz sahip çıkarsak bu köy yaşar. Sahip çıkmazsak, bırakın bizim, yabancıların eline geçmesine engel olamayız.

Havasına, suyuna ve toprağına bin can feda”  diye türkü yaktığımız,memleketimizi ve  eski köyümü işte bu nedenle geri istiyorum.

Altta Bektaş Çalışka’nın köyümüzdeki son gelişmeleri aktaran haberi.

kaynak:  www.basakkoyu.org

Köyümüzdeki çalışmalarla ilgili Muhtarımız Hüseyin Çalışkan'dan aldığım bilgileri aktarmak istiyorum.
1-sohu meydanı ve sağlık ocağı çamurdan ve akan sudan temizlendi.Buradaki sular boru ile hendeğe aktarıldı ve üzerine hışır döküldü.Ayrıca köy içi yolunun bir bölümünede hışır döküldü.
2-Okul yolu çendiğe kadar 2 grader tarafından onarıldı.Kumlanması ise çok kısa sürede yapılacak.
3-Köy içi telefon hattı baştan yenileniyor ve adsl ye uyumlu hale getiriliyor.
4-Köyümüzdeki arazi yollarının(yazı yolu dahil) bakımı ve onarımı imece usulü yapıldı.Yoğun katılımlı imece olduğu ve özellikle gençlerin canla başla çalıştığı söylendi.
5-Köyümüzün sorunları ile ilgili toplam 12 dilekçe kaymakama sunuldu. Ve mutarımız dilekçeleri bizzat elden takip ettiğini söledi.Bunlardan 5 ni elden valiliğe teslim ettiğinide söyledi.
6-Köy muhtarlığı yapılması ile ilgili KUM(Bekir Dikici verdi),DEMİR (Köy bütçesinden alındı) 50 torba çimento (chp den) köye getirildi ve muhtarlık yapılacak yer düzenlendi.Kısa sürede inşaat başlayacak.
Bu çalışmalardan dolayı başta köy yönetimimizi ve tüm köylülerimizi kutluyorum.Birçok işin yoğun katılımlı imece usulü yapılmasıda köylülerimizin özellikle gençlerimizin sorunlarına sahip çıktığının bir göstergesi.
Bizlerinde onlara destek olması gerekir.Ancak ne yazıkki gereken maddi destek buradan sağlanamadı.Bugüne kadar burdan açıklanan bağışlar
Turan Dede:100 Euro
Hüseyin Aslan:400 Tl
Hüseyin Çalışkan(Hakkarel):100 Tl
bukadar.Hadi arkadaşlar.Bişeyler yapma zamanı.
Saygılar.

 

Hüseyin Akkaya dan muhtarlığı devralan Hüseyin Çalışkan, yetmişlerin yurtsever,  devrimci ve halkçı ruhunu arkasına alarak haraket ettiği takdirde, üzerinden gelemeyeceği ve birlikte aşamayacağımız sorunlar yoktur. Yeni görevinde başarılar diliyorum.

YENİ MUHTAR ADAYLARINDAN VE İDARE HEYETİNDEN İSTEKLER VE BEKLENTİLERİM

Köyün biriken ve kangerenleşen sorunları üzerine , bilinen nedenler dolaysıyla uzun bir süre yazmayı ve tartışma yürütmeyi durdurdum.  Bir metrekare  yer için birbirini boğazlayan akrabaların, köyün koca meralarının devlete verilmesi karşısında vurdum duymaz tavırları ve  ihaneti görüp duyunca, bir çokları gibi benimde köylülerimize olan sevgim ve güvenim dumura uğradı. Ancak beterinde beterini yaşamamak için en azından düşüncelerimi ve isteklerimi köy idaresine bildirme sorumluluğunu yerine getirmeye çalışıyorum. Yaklaşan yerel seçimler ve köyümüzdeki muhtarlık seçimi dolaysıyla, köyümüz sorunları ve yapılması istenilenleri köy idaresinden beklentilerim ve önerilerimi paylaşmak istiyorum.

Muhtar Hüseyin Akkaya ne vaat etti? Ne yaptı ve ne yapmadı, sorularına doğru ve tarafsız cevap vermek gerekir ki; yeni dönemde, kim bu sorunların üstünden ve nasıl gelir, sorularına da gerçekci cevap bulalım.

Yapılan hizmetler:

Geçen dönemde, çekişmeli bir geçen bir yarışdan az bir farkla Muhtar seçilen Hüseyin Akkaya döneminde, köyün biriken sorunlarından bir kısmı köylülerimiz de yardımları ile kısmen çözülmüş oldu. Sizlerin de bildiği gibi, Köyün Hekimhan ile bağlantısını sağlayan yol asfaltlanıp, köylülerimizinde katkıları ile, Mezarlık-Gürünköprü, Paşaçukuru, Kürecik, Mıheyli, Sohu-Ören ( Delihıdır) yolları açıldı. Kanalizasyon boruları tamir edilip lağım çukuru yaptırıldı. Saglıkevi tamir edildi. Köye Morg yapıldı. Şenlikler devam ettirildi. Şenlikalanı düzenlenip, eski okulun ardına  çocukparkı kuruldu.  Köye ikinci bir Sudeposu inşa edildi. Bunların yanısıra irili ufaklı  saymadığımız hizmetleri eklediğimizde, köy iradesine ve Muhtara gerçekleştirdikleri çalışmalardan dolayı takdir ediyorum.

Çözüm bekleyen sorunlarımız:

1.    Tapu ve mera yazımı konusunda yaşanan sıkıntılar ve bu sıkıntıların yolaçtığı sorunlar ve davaların hakkaniyet çözülmesi,

2.    Köy içmesuyunun dağıtımı ve kullanımında yaşanan adaletsizlikler ve çözümsüzlük üreten uygulamaların ortadan kaldırılması,

3.    Devlet yardımlarının kullanımında köyidaresinin ve köylünün ortak menfaatleri gözetilerek, muhtar ve idarece yapılan kayırmacılıkların yol açtığı sorunların tekrar yaşanmaması,

4.    Sağlıkevi, Kooparatif binası, Cemevi binası, Okul binalarından yeterince faydalanılması  sağlamak,  köy bütcesinden gereksiz masraflar yapmamak, Köy Kültürevi projesini bir an evel hayata geçirmeye çaba göstermek,

5.    Muhtar ve köy idaresinin köyden ve köydışından gelen öneri istekler işine gelirse yararlanmak gelmezse, bildiğim bildik tavrını göstererek köye ilgi ve desteğin azalması ve hatta kopmasına neden olma gibi tavırların tekrarlanmaması,

6.    Muhtar ve köy idaresi, sadece kendine oy verenlerin istek ve menfaatlerinin değil, köyün ve köylünün ortak istek ve menfatlerini gözeterek sorumluk ve görevi kötüye kullanmamaya gayret etmesi,

7.    Muhtar ve köy idaresi, köyün yapılaşmasında, ve köy içi sorunlarda yetersiz ve ilgisiz ve güçsüz kalarak, köyde ortak yaşamı yıkan dirlik ve düzeni bozan uygulamaların önüne geçip, keyfi ve gereksiz yapılanmayı ortadan kaldırıp, köyü oturabilinir hale dönüştürme için azami bir çaba göstermesi,

8.    Çevre temizliği ve sağlık konusunda bilgisizlik ve vurdum duymazlıktan kaynaklanan hoyratlığın önüne geçip köyü ve çevreyi temizlemek ve kirletmemek üzere, gerekiyorsa bir artıma  alanı bulup dogal arıtma havuzu kurup koku ve kırlılıkten arındırmak, ( bu konuda  çok ucuza bir proje var daha önceleri dillendirmiştik) köyün çöpünü Hekimhan yada belirlenen bir yere yığmak üzere acilen bu meseleyi halletmek,

9.    Düğün, nişan ve benzeri gibi eğlencelerde yaşanan başıboşluk, ve serseriliklerin yolaçtığı huzursuzlukların önüne geçip silah atışının ve aşırı alkol kullanımın önüne geçmek,

10. Köylünün gelirini artıracak ve verimli kılacak girişimleri başlatmak,

11.Köydışında kurulu derneklerle ve kendi alanlarında uzmanlaşmış bilgi sahibi, köylülerimizden ve olanaklardan ortalama faydalanmayı daima gözönünde bulundurmak,

12.Alevi-Bektaşi inancının ve yolunun taşıyıcıları ve önderleri olarak, köyümüzde ki manevi ve ahlaki yozlaşma ve aşınmaların önüne geçilmesi  için, Dedeler ile Köylü arasındaki husumetin giderilmesi, birlik ve dirliğin sağlanması için, köy idaresi, belli dönemlerde, Abdalmusa ve Birlik cemleri gibi Cemler, toplantılar düzenleyerek Dedelerimizin görüş öneri ve rızalıklarına başvurak birlikte  gerçekleştirmelidir.

      Geçtiğimiz yıllarda da köyümüz sorunları üzerine görüş ve isteklerinimizi ilettik. Dilerim ki bu dönemde, daha deneyimli, anlayışlı ve köyü, köylülerimizi, toprağımızı, sutyumuzu ve havamızın değerini bilen ve onu koruyan bir muhtar ve idare köyü temsil ederler.

ÖRTÜLÜ FAŞİZME DUR DEME ZAMANI !

HAYDİ SOKAĞA, HAYDİ DEMOKRATİK   HAKLARINI KULLANMAYA

Anavatandan ve dışarıdan ‘bu gidişata bir dur diyecek yok mu? ‘ sesleri ve çığlıkları yükseliyor. Fazıl Say’ın çığlığı neredeyse boğuldu. Muhalif sesler birer birer susturuluyor. Türkiye demokratik maskeli zorbalıkdan hızla yeni bir faşizme doğru yol alıyor.  Ülkeyi, devleti ve kurumları, işbirliği içerisindeki işbirlikci, gerici-bölücü güçler tümden ele geçiriyorlar ve geçirmekteler. Kimi sol-liberal aydınlar ve gruplar İranda yaşananları unutmuşcasına, AKP dünmeninde kendilerini demokrasi hayali kaptırmış halkımıza ve ülkemize ihanet ettiklerinin farkında değiller. Emperyalizm ve yerli işbirlikcileri hep birlikte zaten kemirip bitirdikleri ve iskelete çevirdikleri Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne son darbe vurmak için cırpınıp durmaktalar.

Türban dayatması bu işin örtüsü. Bu güne kadar Türkiyede hiç kimse kamu alanı dışında türban yada başka bir giysisinden ötürü baskı görmedi. Özgürlük gibi kutsal bir değeri ve istemi masum rollerine bürünerek özgürlükleri boğmak için kullanılıyor. Türban yasağının kamu alanından kaldırılarak, ülkemiz ve milletimiz, esir alınıp köleleştirilmek istenmektedir.Bir gurubun diğerlerini baskı ve şantajla esir alma ve kendine benzetmeye çabalamak diktatörlüktür. Bu açıkca ülkemize ve milletimize dayatma ve darbedir. Bu darbe emperyalist batının darbesidir.  Komşumuz İran ve de Irak gerçeği bu durumu anlaşılır kılmak ve de göstermek için yeterli değil mi? Evet korkumuz derindir. Korkmak için sayısız nedenimiz vardır.  Bu bilim ve teknoloji çağında karalara bürünmenin mantıksızlığı nedir? Kim kimi tekrardan köleleştirmek istemektedir? Köleliğe bu kadar heveslenmenin anlamı nedir? İhaneti ve satılmışlığı türbanla kapama hilesini ve çabasını anlamayanlara bir çift sözümüz var. Bari alet olmayın! Hiç olmazsa tarafsız kalın.

“Ben hür doğdum hür yaşarım

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım”

Bu adamlar ve bu zihniyette yetişenlerin sözden, iyi niyet gösterisinden, diyaloğ ve tartışmaktan anlamalarını beklemek ham hayaldir. Kullaştırılmış ve akılları ve fikirleri şartlandırılmış zihniyetin yapacağı, şu ya da bu gücün hizmetkarlığını soyunmaktır. Nitekin öylede yapıyorlar.

 Ulusal liderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün adını anmakta zorlananlar, BUSH gibi bir diktatörün, Kral Abdullah gibi bir İngiliz ve ABD işbirlikcisinin ayağına gitmekte kusur görmüyorlar. Vatan bunlar için hiç bir önemi ve değeri yoktur. Çünkü bunlar kaptı-kaçtıcılıktan, aracı-tefecilikten gelme ve işportacılıkdan yetişmedirler. Toprak-su ve emek denen kutsal değerlere yabancıdırlar. İnançları sahte kalpleri kirlidir. Zavallılıklarından ve acizliklerinden çokyüzlü ve gizli gündemlidirler. Yalan ve sahtekarlık meslekleridir. Müslüman görünmeleri tıpkı karılarının başlarına geçirttikleri başörtüsü gibi birer maskedir.

Bunlar, BOP denen şeytani ve uğursuz planın ortağıdırlar. Milyonlarca, Bosnalının, Afganlının, Filistinlinin, Iraklı müslüman insanın katillerinin ortağıdırlar. Bunlar kan ve petrolla beslenmektedir. Bunlarda, onur-haysiyet, şeref acıma ne gezer! Ar damarını yitirenlerden arlanma beklemek boşunadır. Tarihin cilvesine bakınız ki; eşkiyacılık dünyaya hüküm salmış.  Dünya tek bir ahtapot kılıklı canavara  teslim olmuş. Bu öyle bir ahtopot ki; salt insanları ve canlıları yeyip bitirmiyor, havayı, suyu, toprağı ve hatta ışığıda kirletip bitiriyor.

Bu gidişe bir dur diyecek mutlaka var ve hep var olacaktır.

O birileri de; BEN, SEN, O ve BİZ ve de bizden sonra gelecek olanlardır.

Laik Cumhuriyete, Sosyal ve Hukuk Devletine sahip çıkma, ülkenin ve milletin birliği ve bölünmezliğini, vatanın bağımsızlığını savunma, FAŞİZME GEÇİT VERMEMEK VE DUR DEMEK İÇİN ortak tepki verme zamanı.

Türkiye, ikinci  emperyalist paylaşım ve yıkım savaşından bu güne, rotası limana ters yol almaya devam ettirilen bir gemi durumundadır. Kaptanı ve mürabatı teslim alınmış bir geminin yolcuları olarak, isyan çıkarma ve korsanları gemiden kovmak durumu ile karşı karşıyayız.

Türkiye yi yıkmanın zamanının geldiğine karar verip nota veren ‘şeytan cephesi’ ne ve onların vurucu ve koruyucu gücü batı emperyalizmi hüsrana uğrayacaktır. Geçtiğimiz yılarda olduğu gibi, sokaklara, alanlara çıkıp  meşru müdafa hakkını kullanmanın zamanıdır.

'Cumhuriyet dönemlerinde doğup büyümüş birkaç kuşağın birden ayağa kalkma ve 'Yıktırmayız' diye haykırma günüdür.'

Bugün kolay ve zahmetsiz olan bu şerefli ve onurlu tepkiyi vermeyenler, yarın öbür gün çaresizliğin girdabında kahrolacaklardır.

Söz bittiği yerdeyiz!

Mustafa Kemal Atatürk Türkiye’sinin ve çağdaş dünyanın bir neferi olan, her sorumlu ve duyarlı Türk vatandaşın,  sadece sözle değil, demokratik hakkını kullanarak, sokakları meydanları, millet meclisini, halkın ne kadar temsil edildiği kuruluş varsa onların etrafında etten duvar örme ve DUR ! deme zamanıdır. Dünyanın ezilen ve sömürülen halklarına örnek olacak eylemlilikleri hayata geçirip, haramilere hakettikleri dersi vermelidir.

Türkiye ve Türk Milleti, soroslara, rantçılara, petrol şehlerine ve yardakçılarına ve de  eşkiyaya teslim olacak kadar yüreksiz ve cahil değildir.

Yeterli söz söylendi, şimdi eylem ve itaatsizlik zamanı.

Demokrasi maskeli zorbalığın maskesini düşürmek üzere anayasal kurumları görevlerini ve yetkilerini kullanmak üzere harakete geçmelerini isteme ve FAŞİZME DUR! deme zamanı.

Bu memleket bizimdir, bizim kalacak.

 

İftar Yemeğini, İftiraya dönüştürenler!

 Bu "İftar Yemeği", Alevilerin geleneğinde yoktur. Yeni olarak lanse edilen şey: Aleviler adına siyasi kararlar verme girişimidir. Bizim adımıza bizim hakkımızda karar vermek. Bu girişime bir kaç 'Alevi-Bektaşi' kuruluşu ve kişisini alarak haklılık çıkarma girişimidir.

Siyasi bir karar ve girişim iyi niyet olarak göstermek doğru değildir. Bilimsel ve meşru istem ve hakların önüne geçmek ve kendi bildiğini dayatmak için girişilmiş bir harakettir.

Alevi -Bektaşilere rağmen ( çoğunluğu ve ana gövdeyi karşısına alarak ve hatta onu haksız duruma düşürmek isteyerek ) girişilmiş bir hileli hakakettir.

Abdal Musa Vakfı belki iyi niyet göstergesi olarak bu oyuna alet olmuş olabilir(!) Bilimsel çalışmaların önünü açacağını söylemesi, bu uğursuz vakayı hafifletmeye yönelik bir tepkidir.

"Bütün bu gelişmeler kapalı kapılar ardında kotarılıp, ABDAL MUSA DERGAHI’NIN bulunduğu Tekke Köyünde kurulmuş olan , tüm aleviler adına sahibi ve koruyucusu durumundaki ABDAL MUSA KÜLTÜRÜNÜ ARAŞTIRMA VE YAŞATMA DERNEĞİ, Dergah POSTNİŞİNİ Hüseyin Eriş Baba, köylüler, tüm Alevi kurum ve kuruluşların bilgisi dahilinde olmayan bu çalışmaların asıl amaçları halen gizli kalmıştır. Kısacası geçen hafta kamuoyunu meşgul eden "iftar" ile ABDAL MUSA KÜLTÜRÜNÜ ARAŞTIRMA VE YAŞATMA DERNEĞİ, Dergah POSTNİŞİNİ Hüseyin Eriş Baba ve Tekke köylülerinin hiç bir ilgisi yoktur. " ABF basin açıklamasında işaret edildiği üzere İftar Yemeğini düzenleyen kişi ve kurumun Abdal Musa Dergahı ile ilişkisi yoktur. Bakınız: http://www.alevifederasyonu.com/

Alevi-Bektaşileri ( inanç ve gelenek boyutunda ) temsil eden kişi ve kuruluşlar Seydi Ocakları ve Bektaşi Babalarıdır.

Her kim giriştiği bir harakette samimi olmak istiyorsa, önce bu 12 Seydi Ocak temsilcileri ve Bektaşi Babaları muhattap alınır.

Yok şu vakıf yok bu milletvekili muhattap alınarak değil.

Hacım Sultan Ocağı Evladı.

Bir tek açıktan işgal edilmediği kaldı, Ülkemiz Türkiye’nin!

Türkiye’de son gelişmeler çok vahim. Osmanlı’nın son dönemini andırıyor!

Siyasi partileri, milletmeclisi, uluslararası dış ilişkileri, ulusal değerleri, universiteleri, medyası yüzde %80 işgal altında. Bir tek açıktan işgal edilmediği kaldı.

Bu durumda kahrolmamak ve isyan etmemek elde değil. Belki abartıyorum ama, 'böyle de olmazki!' böylede yönetilmezki! Dedirtiyor insana.

Aldı başını gidiyor, insan hakları, demokrasi özgürlükler falan filan çıgırtkanlıkları…..

Teröre ve teröriste, tavır almayan her kim olursa olsun, insan hakları ve özgürlükleri ağzına almaya hakkı yoktur. Yanı başımızda komşumuz Irak işgal edildi. Yagmalandı. Yıkıldı. 2 milyondan fazla insan katedildi! BOB ve GOP planlari yürürlükte. Iran, Suriye açık tehdit altında. Filstin ve Lübnanda sürekli kan akıyor. Araplar köleleştirilmek istenirken, Kürtler (!) sözüm ona özgürleştirilmeye çalışılıyor. Ortak kanı o ki, Kurdistan isimli ikinci bir İsrail yaratılmaya çalışılıyor.

Kendi halkının menfaatini düşünmeyen, uluslararası ilhakcı ve de doymak nedir bilmeyen ulusötesi sermayeye peşkeş çeken, ulusal değerleri yok pahasına satan, ülkesinde yabancıya birinci sınıf, kendi vatandaşına ikinci sınıf muamelesi yaşatan bir siyası iktidar milli olabilirmi? Uluslararası ilişkilerde karşılıklı çıkar ilişkilerinin yerine, tek yanlı ‘Ver kurtul!” mantıgı ile ülkeyi peşkeş çeken bir iktidar ve zihniyet, halkın iradesini temsil etme şöyle dursun, efendisine kul-köle bir iktidar bagımsız olabilir mi? Olsa olsa bu iktidar ve zihniyet gayri milli olur.

Haklı iken haksız durumuna konmak!

Kendi meşru haklarını kullanamayan ve sürekli geçiktirilen ve oyalanan bir Türkiye ile karşı karşıyayız. Sınırlarını korumaya çalışırken tecavüze uğrayan, halk üzerinde terör estiren ve kendi gayri meşru hukukunu uygulayan bir besleme örgüte karşı 20 yıldan fazla bir süredir 40 binden fazla cana mal olan bir bela ile başbaşa olan bir ülke ve devlet, dostlarının ihaneti ve çıkar oyunlarının kurbanı durumunda kıvranıp durmaktadır. Hem suçlu ve hemde masum rolünü bu kadar kolay oynayabilen bir başka örgüt varmı bu dünyada bilemiyorum.

ABD askerleri Permergelerle birlikte “Binladin teröristlerine” ( ABD bir ülkeye saldırma mı istiyor! Hemen terörü bahane ediyor! Bin Ladin ve çetesini besleyen ve yaratan kendisi değil mi?) karşı ortak tatbikat –operasyon yapıyormuş (!) ilerde Türkiyeye karşı ilhakın operasyonları için hazırlık olmasın?

Nasıl olsa ülke içinde ve sınırda işbirliğine yani taşoranlığa hazır deneyimli bir kontra gücü hazır. Bu gücün siyasi uzantıları meclisde, ülkenin her yerinde örgütlü ve destekliler!

Sol maskeli ihanet çephesi, emperyalist haydutların hizmetindeler!

Kendine sosyalist, demokrat ve hatta yurtsever yaftası takan, partiler, kuruluşlar dolaylı-dolayssız bu ihanet şebekesine moral ve lojistik destek sunuyorlar. Kendi ülkesine ve devletine bu kadar yabancılaştırılmış ve de düşmanlaştırılmış bir başka sol var mı? Emperyalist batının solcuları hatta komünistleri bile emperyalist çıkarları dahi olsa milliyetcidirler(!). 2ci. Enternasyonalin Birinci Dünya savaşında kendi ülkelerinin cephesinde savaşa katılma kararı almadılarmı? Ya bizim solcular! Çok enternasyonalistler ya! O agızlarına doladıkları enternasyonalistlerileri gereği, eemperyalizmin oyununa alet olmaktan öte geçemeyip, emperyalist elebaşları ile yer yer aynı saflarda yürüyüp 'demokrasi ve özgürlük' yürüyüşüne katılıyorlar. Bu solcular, vatanına suyuna ve aşına zehir katıp ihanet etmeyi marifet sanıyor. Devlet ve Atatürk düşmanlığını devrimcilik (!), ülke ve bayrak sevgisizliğini ise sosyalistlik (!) diye satmaktalar yada sanmaktalar. Emperyalist haydutların ve onların uluslarötesi sermayedarlarının çıkarları için yurtdaşı olduğu kendi askerine ve kardeşine namluyu doğrultup haince pusu kuran eşkiyayı desteklemekten ve korumaktan geri durmuyor.. Bu hain çabalarınada; özgürlük ve adalet olarak inanıyor ve genç insanları inandırmayı başarıyorlar. Siz kim, özgürlük ve adalet kim! Siz kim, emek mücadelesi kim? Bırakın o musallat olduğunun işçi ve emek örgütlerini, önce kendi kendilerinin farkına varsınlar. Sonra da ihtiyaçları olursa size danışırlar! Onlarca yıldır varsınız ve sözüm ona mücadele veriyorsunz... Hani kazanımlarınız? Vardığınız yer AKP ve PKK, Talabani Barzani yandaşlığı ve hatta Fetullah Gülen yandaşlığı. Daha ilerisini söyleyelim ABD, İsrail, AB yandaşlığı ve de işbirliği.

Biliyorum ki itiraz edecekler çıkacaktır. Benim cevabım şu; “İştir aynası kişinin, lafa bakılmaz!”

Bogulmak istenen Milliyetcilik!

Yurtseverleri ve ulusalcıları şövenlikle ve hatta dahada ileri giderek ırkçılıkla suçlayan ,  emperyalizmden demokrasi ve özgürlük bekleyen liberaller ( ki bu şuçlamalar önce Avrupa başlıyor sonra Türkiyede ses buluyor) saldırganlaşıyorlar. İlk defa bu kadar yıgınsal ve meşru bir milliyetci tepki ve duruş geliştiriyor, bayrak ilk defa emekçilerin ve halkın elinde dalgalanıyor, ABD ve AB emperyalizmi hedef alınıyor, emperyalizmim oyuncagı olmuş kof milliyetcilik ve ırkcılık yanlızlaştırılıyor, bu duruma sevineceklerine karalama yaparak ülkeye halka olan inançsızlıklarını dile getiriyorlar.

Sormak lazım. Sahi siz neyin kavgasını veriyorsunuz? Kurtuluş savaşına ve önderi Mustafa Kemale sahip çıkmıyorsunuz. Cumhuriyete ve Laik Sosyal devletede sahip çıkmıyorsunuz. Peki siz neye sahip çıkıyorsunuz? Sahip çıktığınız bir miras varmı?

Mustafa Kemale sahip çıkmayanlar ‘kurtarıcı’ olarak BUSH’a sahip çıkarlar!

Düşüncesi ve eylemi açık olanlardan korkmayacasın. Kendini gizleyenden korkacaksın. Helede bu aptalca ve sinsice ise, dahada vahim.

DTP-PKKnin siyasi kolu olarak niyetini gizlemiyor. Bir yandan namus yemini ederken, diğer yandan ettiği yeminleri unutturup edip takkiyecilige başvuruyor. Bugün dediğini öbürgün inkar ediyor. Sonrada kalkıp Zana ağzı ile namustan, onurdan dem vuruyor. Emperyalizmin oyuncağı ve uşaklığına soyunursan olacağın bu. Her fırsatta bu kendini bilmez, Aga -Şeh yetiştirmeleri ve uşakları, 'kardeşlik adına' bizi arkadan hancerliyor! Birliğimize ve dirliğimizi hançer saplıyorlar! Türkmeni- Kürtten, Arabı -Süryaniden, Ermeniyi-Rumdan, Çingeneyi-Yörükten, Çerkezi-Tatardan, Arnavutu-Boşnaktan vb. ayırarak yeniden bir ulus yaratmaya çabalıyorlar. Kimin stratejisi uygulanıyor ve kimin değirmenine su taşınıyor dersiniz?  O taptıkları, kapılarında dilendikleri, İngiliz, Fransız ve Amerikan emperyalistlerinin ve bir de Arap gericileri.

“Halkların kardeşliği” gibi masumane bir söylemle, fiili olarak Türkiye iki hatta çokuluslu bir ülke ve devlet hayali yaratılarak ülke bölünüp parçalanmasının zenini oluşturuluyor. Bu söylem kulağa hoş geldiğinden bir çok yurtsever kişi ve grup sonunun nereye varacagını hesaplamadan  bilmeyeyerek kullanıyor. Her etnik grupdan ulus ve devlşet ayratmaya kalkarsak ülkemizde onlarca ulus ve devlet ortaya çıka

Ortak dil ve ortak ülke!

Ortak Dilimiz dün, Osmanlıca idi, bugün de Türkçe. Çok etnikli ve çeşitli dinsel ve de kültürel bir yapıya sahip olan Türkiye Cumhuriyeti devletinde, aynı bayrak altında aynı vatandaşlık haklarına sahip olan ve bir ulus-millet olarak, doğaldırki değişen ve ilerliyen dönemlerde sorunları olacaktır. Dün sorun olmayan şey bugün sorun olarak karşınıza çıkar. Bugün sorun olan şeyde yarın sorun olmaktan çıkabilir. Etnik ve kültürel vb. gibi sorunlar, aynı çatı altında çözümlenebilir. Nihayet, ister iç, isterse dış etmenlerin sonucu olsun, bu istemlerin karşılığı verilir, ki verilmeye de başlanmıştır. Amaç üzüm yolmak değil bağcıyı döğmeye kalmaksa, elbette bağcının da kendini savunacağı bir onuru vardır?

Anti-Emperyalist olan kişi milliyetci ( ulusalcı) olur!

İşgal edilmiş bir Osmanlıdan geriye kalan topraklarda milli bir mücadele ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti bagımsız bir devlet olarak kuruldu. Laik-demokrat-sosyal ve halkçı bir felsefi temellerde kurulan bu devlet, tarihin cilvesine bakın ki, tekrar aynı güçlerce boğulmak ve teslim alınmakta. Yeniden bir kurtuluş mücadelesi ile karşı karşıyayız. Saflar tekrardan ayrışmakta. Zaman ve koşullar farklı olsada, sanki tarih tekrar tekerrür ediyor.

Ama kazanan yine insanlık ve biz olacağız! Gayri insani vahşi kapitalizm ve onların oyunları bozguna uğrayacaktır.

Ya istiklal, ya kölelik!

Ya özgürlük, ya ölüm!

Bugün birincil esas sorun; Ulus devlete ve vatana sahip çıkma ve koruyup güçlendirme sorunudur. Emperyalizmin ve siyonizmin boyunduruğundan tamamen kurtulma ve kendi ayakları üzerine duran, bağımsız bir ülke olma sorunudur. Emperyalizmim stratejik hedeflerine ve emellerine hizmet eden dinsel ve etnik soslu bölücü ve yıkıcı tehlike ile mücadele sorunudur ki bu sorun et-tırnak gibi içiçedir ve de karşı devrimci konumda olan bu güçler  itifak halindedirler.

İkincil sorun; demokratikleşme ve siyasi gericilikle mücadele sorunudur. Laik demokratik Cumhuriyetin temellerini sağlamlaştırma meselesidir. Devletin inançlar karşısında tamamen tarafsızlaşıp laik sistemi koruma ve sağlamlaştırma sorunudur. Etnik, dinsel-mezhepsel ve kültürel hakların uyum içinde ortak bir yaşam içinde korunup yaşatılması meselesidir.

Üçüncül sorun; sosyal adalet ve özgürlüklerin uygulanması ve emek sermaye çelişkisini emek lehine çözümleme sorunudur ki, bu sorun uzun soluklu bir meseledir.

Emperyalizme tavır almayan ve onun ülkemizdeki varlığına yönelmeyen her haraket dolaysız olarak emperyalizme hizmet eder.

Uyanın kan uykunuzdan esirler dünyası,

Bu kavga emek kavgası

Bu kavga hürriyet kavgasıdır!

 

CHP içten ve dıştan büyük bir kuşatma altındadır!

 “Türkiye’de derin devlet yok derin çeteler var.”

Bügün deyim yerinde ise CHP ve Baykal dıştan ve içten bir kuşatma altında bulunmaktadır.

Türkiye’nin, bölgenin ve dünyanın önemli sorunları ve karışiklıkları yaşadığı günümüzde, CHP kendi sorunları ile uğraşmaktan bu sorunlarla ugrasmaya zaman bulamaz hale getirildi.

Sarıgül muhalefeti ve destekcileri bir yana şimdide yönetimden muhalefet bayrakları ve kılçları çekildi.

Bu haraketler CHP’yi ve ülkeyi daha ileri bir mevziye taşıyacak haraketler olsa ve gerçektende tüzük ve demokratik yarış gereği olarak işlese diyecek bir sözümüz yok. Ama iş öyle değil. Dünyayı yöneten güçlerce Türkiye’de kendilerine biat eden, ulusal-milli olmayan bir İktidar ve Muhalefet istemektedirler.

Çeşitli gerekcelerle CHP’den kopan ve atılan ya da ayrılıp ( nereden buldularsa) partilerini kuran ve solu iyice parçalayan sözüm ona ‘çok yurtsever ’ kimselerde dahil, sagcı ve kariyerist şahsiyetler CHP tümden teslim almak için can atmaktalar.

22 Temmuz Genel seçimlerinde kılını kıpırtmayan bu bay ve bayanlar, bırakın halktan oy istemeyi, başlarına atadıkları ajan ve bürokratları ve ajanlar aracılığıyla bir çok il ve ilce örgütünü çalıştırmadılar. Malatya merkez ve ilçe örgütlerinde ben buna şahit oldum.

Bu bay ve bayanlar gerçekten samimi iseler Dereyi geçerken at değiştirilmeyeceğini bilmeleri lazım.

Yüreğinde vatan ve ülke ve halk sevgisi taşıyan her CHP li bu kritik zamanda, Baykal etrafında kenetlenmeli ve birlikte çalışmalıdır. Yok, niyetleri başka ise bir an önce kene gibi yapıştıkları koltuklarından bir an önce gitmelidirler.

CHP, gerçek CHPlilerin oluncaya kadar mücadele.

 

İşportada hazırlatılan Baba (!) Yasa!

“Haddini aşan rektörler ülkede gerginlik çıkarıyor!” muş!

Yanlış okumadınız. Yukarıdaki söz 20 eylül 2007 tarihli Yeni Şafak Gazetesi manşetine çıkardığı haberde, Basbakan Erdoğan’ın “Yeni Anayasa” taslağı üzerine toplumun ve kurumların temsilcilerinden gelen uyarı eleştiriler üzerine verdiği cevaplardan alıntılar.

Bakalım Başbakan Erdoğan’ın görüşleri nasıl aktarılmış:

“Erdoğan, anayasayı geniş katılımlı toplumsal ve kurumsal bir mutabakat ile çıkartmak istediklerini, bunun içinde hazırlanan taslak üzerinde çalışacakların ve tüm kesimlerin görüşünü aldıktan sonra Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasası olarak TBMM'ye getireceklerini söyledi.”

“Başörtüsü siyasi bir simge değildir”

“Başörtülü bir kadının toplumda baskı unsuru olduğunu ifade etmenin din ve vicdan özgürlüğüne saygısızlık olduğunu düşünüyorum.”

“Biz AK Parti anayasası yapmıyoruz, biz Türkiye Cumhuriyeti anayasası yapmak için bu yola koyulduk”

“Hiç aceleye getirmeden tartıştıktan sonra herkesin onayını aldıktan sonra, olgunlaştırdıktan sonra TBMM'ne yeni bir anayasa teklifi olarak götürülecektir.”

“Özgürlükçü anayasa hazırlama ideali içindeyiz. Katkıları alırız, halkımıza sunarız, halkımız hayır di-yorsa mevcut anayasa ile devam ederiz. Evet diyorsa yeni anayasa ile devam ederiz”

Sayın Başbakan Erdoğanın, demogoji üretme ve konuyu çarpıtma konusunda üzerine diyecek yoktur.

Sayın Erdoğan, sokaktan yetişme geleneğinden olsa gerek, lafın ve sözün altında kalmamak için, sattığı malın sahte ve eskimiş bir mal olduğunu alıcısına inandırmak için dil döken bir işportacının harcadığı çabasına benziyor.

Hem toplumsal mutakabattan ve en geniş kesmin onayını almaktan sözedeceksiniz ve hemde, gelen eleştirileri, “herkes kendi işine baksın!” tenkiti ile susturmaya, sindirmeye ve onaylatmaya çalışacaksınız.

Hem “Türkiyenin yeni Anayasası”nı hazırlattığınızı söyleyeceksiniz, hemde siyasi parti vb. toplumun çeşitli kesimlerinin temsilcilerini atlayarak oldu bittiye getirtip seçmene onaylattırmaya çalışacaksınız.

Türban konusuna gelince; bu olayın siyasi bir simge olduğunu gizleyip meseleyi başörtüsü olarak yutturacaksınız.

Bugüne kadar Türkiyede kaç türbanlı kadın baskı gördü? Bir tane örneğiniz varmı?

Yok! Ama, Amerika da bir konferansta Yalçın Doğan’ın, “Anadolu’da oruç ayında içki yasaklanıyor!” uyarısına laf yetiştiren, Fehmi Koru gibi Bilderberg müşterisi bir yazar, “Yok öyle bir şey bunlar münferit” diyebiliyor.

Bugüne kadar kimlerin inanç özgürlüğü engellendi? O malumunuz. Hem kendinden olmayanı baskı altına alacaksın hemde “yavuz hırsız” misali üstün geleceksin. Pişkinliğin bu kadarına da pes dogrusu.

Laik bir devlette herkese eşit davranmak ve adil olmak için önlemler ve yaptırımlar getirilir. Türkiye Cumhuriyeti devletinde, yasalara ve kurumlara ragmen sokak yine bildiğini okusada, en azından bir yasal güvencesi vardı vatandaşların. En azından yasalar ve kurumlar bireyi cemaat ve toplum karşısında koruyordu. Yüzlerce filmin ve kitabın konusu olan bu mesele ne cabukda unutulu verdi.!

Toplum ve birey ilişkisi yerine, kul ve efendi ilişkisi geçiren bu ortaçağ zihniyetini anlamak için, değil Anadolu’ya gitmek, İatanbul’un göbeğinde aramak yetiyor. Ezanda hazırola geçmek, Ramazan’da içki satmamak, yani kısaca saygı adına, oruçlu olanlara tabi olmak!

 

“Batı’da Türban serbest ! ” olduğu meselesine gelince; Başbakan bildiğinden mi yoksa gerçekleri çarpımak için mi böyle konuşuyor. Nasıl olsa okumayan, araştırmayan ve düşünmeyen milyonlarca seçmen. Ne söylersen yutar diye düşündüğü için mi böyle konuşuyor.

Batıda ruhbanlılar kesmi var. Rahibeler ve bunlar tamamen toplumdan izole olmuş bir kesim. Değil kamu alanında sokakta bile yoklar.

Her şeyden evel, Batının kendi atrı kültürel degerleri ve tarihi var ve de bizim tarihimiz ve kültürel degerlerimizden farklı. İkincisi onların nufusunun % 95 hiristiyan bizde ise % 95 müslüman. Madem batıyı çok örnek alıyorsunuz, o halde değiştirin başörtünüzü. Onlar gibi olun! Olmaz!. Orası başka.!...... Sonra onlarda bu konun yani Türban sorun olmadığını niye gizliyorsunuz?

Fransa, Hollanda vb. Avrupa ülkelerinde de Türban siyasi bir simge olarak kabul görüyor. Fransadaki protesto gösterileri ne çabuk unutuldu.

Hazırlanmak istenen bu Anayasa 12 Eylül Anayasasından daha gerici ve baskıcı bir Anayasadır. Bu bir kölelik Anayasasının dayatılarak seçmene kabul ettirilmesidir.

Bu anayasa, millet kavramı yerine cemaat, vatandaş yerine kul kimliğini dayatmaktadır.

İnanç ve düşünce özgürlüğünü bireyin vicdanı sorunu olma alanından alıp, devletin ve toplumun etki alanına hapsetmek istenmektedir.

Demokrasi insan hakları ve özgürlükler bunun neresinde?

Sayın Başbakan!

Hazırlattığınız Anayasa değil Anayasa, Babayasa da olsa değişmeye mahkum!

Sayın Gül, sahi siz kimin Cumhurbaşkanı'sınız?

Sayın Cumhurbaşkanı,

Sırtınızı dış güçlere dayayarak, dayatma, korku, santaj, satın alma vb. gibi gayri ahlaki destekle, Çankaya' ya çıktınız.

Benim gibi, emeğiyle ve alın teri ile geçinen milyonlarca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının Cumhurbaşkanı değilsiniz.

Siz, olsa olsa Partiniz AKP’ye oy verenlerin Başkanısınız.

Bu durumda Türkiye halkının yarısından azının başkanısınız.

Şahsınızda bu kadar suç duyurusu ve itamın varken, siz hiç bir şey yokmuş gibi haraket ediyorsunuz.

"Vallahi de billahide bu kadarına da pes dogrusu!” dedirtiyorsunuz.

Masum ve magdur rolünüzü oynayarak, bize zorla Cumhurbaşkanlığınızı kabul ettirmeye çalışıyorsunuz.

Bunun adına siyasi literatürde diktatörlük denmektedir.

Siz, bana göre şimdilik oynanan oyun gereği, güler yüzlü naif bir potre görüntüsü veriyorsunuz.

Yerinizi sağlamlaştırdıktan sonra kimbilir, gerçek yüzünüzü görme fırsatını bulacağız.

İşallah bizi yanıltır da yüzümüzü 'kara' çıkarırsınız.

Bizde bu durumda bir insanlık dersi almış oluruz.

Ïhaneti ve zorbalığı asla içimize sindirmeyiz.

Bir deyiş ile sözümüzü bağlayalım

“Güvenme ey Hızır paşa

Seninde çarkın kırılır

O güvendiğin padişahın

O da bir gün devrilir”

Bir ' seçim yenilgisinin! ' ardından bazı notlar!

 Tobe or not tobe!

22 Temmuz 2007 Genel seçimleri ardından çok şey söyledi ve daha çok şey de söylenecek!

Sonuçların çoğumuz için, "hayal kırıklığı!", " şoke olma! ", " beklenmeyen sonuçlar! " çıkarken, birileri için "hiçte supriz olmadığı (!)" görüldü. Normal olmayan, ama olması zorunlu bir seçimi arkada bıraktık.

Bu seçimde halk kaybetti. Ülkemiz kaybetti. Ortadoğu ve dolaysızla dünya halkları kaybetti.

'AKP lehine seçimlere nasıl müdahale edildi? Oylarda kaydırma oldumu? Sonuçları önceden belli bir seçime niye gidildi? 'Kimler bu sonucu istedi?' vb. gibi soruların cevapları aranmaya ve bulunmaya çalışılıyor! İlerde cevaplarını bulacağımız bu taríhi olaya bende kendi küçük çephemde olanları kısaca değerlendirip, genele katkı olacagını düşündüğüm görüşlerimi paylaşmak istiyorum. Malatya'da seçim öncesi ve sonrası izlenimlerimi ve değerlendirmemi bir başka yazıda ele alacağım.

Hekimhan’da kazandık! Malatya’da kaybettik!

Cumhuriyetin ve temel direklerinin tehlikeye girmesini sezinleyen ve gören seçmen, Cumhuriyete ve ulusal önderimiz Mustafa Kemale sahip çıkarak tercih yaptı.

Köyümüzde 487 seçmenden 467 sinin iki sandıkda oy kullandığı seçimde, oyun 10’u geçersiz sayıldığı. 8 bagımsıza, 1 Genç Parti’ye, 1 İşçi Partisi’ne, 4 MHP’ye, 4 AKP’ye ve diğer kalan 449 oyda CHP’ye çıktı. Hekimhan ve Arguvan ilçelrinde Alevilerin oyların %90-95 şi oylarını CHP ye verildi.

Malatyada CHP geçen seçimlere nazaran oyunu Merkez dışında artırarak korudu. MHP yükseliş yaptı ancak %10 seçim barajını il düzeyinde geçemeyince oylar AKP yaradı. AKP oylarin %67 aldi. Geçen seçimde 57.287 oyla 2 milletvekili çıkaran CHP bu kez 68 bin küsür oy almasına rağmen bir milletvekili gönderdi.

Dinime söğen bari Müslüman olsa!

Seçim sonuçları da gösterdiki, Malatya’da önümüzde iki seçenek vardı. Bu seçenek ya CHP yada AKP idi. Bunun dışında hangi partinin ne savunup ne yapabileceği detayına girmeden sonuçlardan hareketle gördükki; uyarılarımıza rağmen ' daha fazla demokrasi ve özgürlükler' adına diğer partilere ve bagımsız adaylara çalışanlar, CHP nin gücünü kırarak AKP'nin güçlü olarak çıkmasına hızmet ettıler. Mesale, Kürtlerden oy alamayan bagımsız aday Mustafa Türk, Alevi ve sol oylarla yetindi. Geçen seçimlerde 13 bin küsür oy alan itifakcılar bu kez 5 bin küsürle sınırlı kaldılar. Bu yenilgilerini anlayamayan sekter ve sorumsuz kişiler ve guruplar AKP’nin başarısına ve dolaysıyla CHP’nin yenilgisine sevindiler!

CHP ' yi eleştirmek, yerden yere vurmak için sayısız neden var. Ancak gerçekci olalım. AKP karşısında CHP dışında başka bir muhalif bir parti ve güç varmıydı? Seçim sonrası daha berrak anlaşıldıki; CHP kendini sözde değil özde yenileyip güçlendirmeli, milli-ulusal ve halkçı ve de devrimci yapısına kavuşması gerekmektedir. Şayet CHP bu dönüşüm ve değişimi yapamazsa bu partinin yerini yeni bir oluşum dolduracaktır.

Milliyetci olan kim?

Emperyalizme karşı yüksellen milliyetci dalgayı arkalarına alan, emperyalizme teslim olmuş AKP demokratlığı ve müslümanlığı, ırkçı – şeriatcı MHP milliyetciliği, düşmanlık ve kinle beslenen etnik (ırkçı)Kürt milliyetciliğine sarılan DTP nin bagımsız adayları bu seçimlerin zor ve hile yolu ile galipleri olmuştur.

Seçimler öncesi ve sonrasında görüldü ki;  ne MHP ve ne de DTP milliyetciliği gerçek bir milliyetcilik. Her iki akımda, siyaset sahnesine çıktıkları ve buğünkü geldikleri yer ve üzerlerine aldıkları misyon gereği, ABD’ nin Yeni Dünya düzenininde piyon olduklarını kanıtlamaktadırlar. Her iki akımda ABD nin stratejik ortaklarıdır! Her iki akımda Allah adına, insanın insana kul ve köleliğini içselleştirmiş şeriatcılıkla barışıklardır. Her iki akımda emperyalizme hizmette kusur etmemektedir. Her iki akımda ırkçılıktan beslenmektedirler. Dolaysıyla sahte milliyecidir. Milleti etnik ve ırk ayrımlarına göre bölerek ulus devleti ve ülkeyi zayıflatmaktadırlar. Kendi milletini ve ülkesinin çıkarlarını bir emperyal güce ve uluslarası sömürgeci sermayeye peşkeş çekmektedir.

Milliyetci-Ulusalcı sol (*) olmak, yada olmamak!

Gerçek milliyetcilik, aynı zamanda yurtseverliktir. Ülkesini, ve halkını ezdirmemektir. Bir başka ülke ve milletle karşılıklı menfaat ilişkileri ile dost olmaktır.

Benim anladığım gerçek milliyetcilik:

- Mustafa Kemallerin, Nazım Hikmetlerin, Deniz Gezmişlerin milliyetciliğidir.

- Irk ve etnisite ayrıcalığı gözetmeyen bir milliyetciliktir. Ayrıştıran değil birleştiren bir milliyetciliktir.

- Bagımsızlığı,devletin tarafsızlığını, demokratik-çağdaş ve sosyal-halkçılığı savunan ve uygulayan bir milliyetciliktir.

- Kendisi ve komşuları ve de dünya ile barışık, adil ve dayanışmacı bir dünya isteyen bir milliyetciliktir.

Kısaca solcu olmaksa;

- Emekten yana olmaktır.

- Emperyalizme-kapitalizme karşı olmaktır

- Bencilliğe karşı toplumculuğu savunmaktır

- Haksızlığa ve zulme karşı adalet ve hak eşitliğinden yana olmaktır

- Laik-sosyal ve halkcı bir devletten ve yönetimden yana olmaktır

- Bagımsızlık ve özgürlükten yana olmaktır

Olmak ya da olmamak!

Bütün mesele bu. Ya özgürce , sömürmeden ve sömürülmeden insanca hakca yaşamak yada, kölelik ve esaretin boyunduruğunu kabullenip yok olmak!

Seçim sizin!

* ulusal sol kavramı ile almanların emperyalist ve ırkçı ulusal milliyetcilikleri ( Nasyonal Sosyalist ) karıştırılmaktadır. Benim anladığım emperyalizme karşı milliyetci sol duruştur.

16 Agustos 2007 Amsterdam/Hollanda

Köyde Deli Var!

'Nereden çıktı bu haber?' demeyin.
Tabiki her köyün mutlaka bir delisi olur.
Köylünün bir sorunumu var, hemen deliye danışır.
Canımı sıkıldı, gider ona sataşır
Birine kızdığını yada sevdiğini deliye havale eder.
Köyde biri bir hırsızlık mı yaptı, yada başka biri yüzkızartıcı suç mu işledi, yine delinin üzerine yıkar. vs. vs.

Köyün Delisi KİM!

Ülkemizde özellikle yazaylarında korkunç boyutlarda orman yangınları oluyor. Kimi bir kazadan sonra, kimi ihmalkarlık kimide doğal olarak meydana geliyor.

Genellikle yangınların bir çoğu, yapılaşmaya ve istimlak edilmeye elverişli alanlarda oluyor. Her nedense bu yaygınlar bir türlü önlenemiyor!.

Devlet yetkilileri çok üzerine giderse, yakın köyün birinden bir deli bulunuyor. Ve suç delinin üzerine yıkılıp gerçek suçlular kendilerini kurtarıyor.

Geçen günlerde bizim köyde de bir yangın çıktı.

Bekçi Halil şu duyuru ile herkesi çıkan yangını söndürmeye çağırdı.

" Köy sıgırcıları Çatta yangın çıkarmışlar, allahını seven yangını söndürmeye gitsin! "

'Yangın nasıl ve neden çıkmış? ' sorusuna:

"Sığır çobanları çay demliyorlarmış, birden bir bugulgan çıkmış ve alev çevreye yayılmış!"

Bekçiyi duyar duymaz bende haraketlendim. Köyden 10-15 kişi traktörlere binip Ören'e oradan da yaya olarak Çata yürüdük. Yangın yerine varmadan çoğu genç olan gurup bir kisi tarafından geri döndürüldü. Hatta arkalarından da 'Asilsiz ihbar var deyin' diye onlari ikaz etti. Bende biraz geriden geldiğim için aynı şahıs banada geri dönmemi, yayngının kontrol altına alındığı ve södürüldüğünü, fazla önemli bir şey olmadığı söyledi.

Buraya kadar gelmiş iken gidip yangını ve zararı göreceğimi, yıllardır gelmediğim Çata bakacağımı söyleyerek bir kaç dakika sonra yangın yerine vardım. Gerçekten de yangın kontrol altına alınmıştı. Fakat onlarca agaç ve çalının yandığı alan bir hayli geniş idi. Bende tekrar bazı tehlikeli olabilecek ateşleri söndürdüm. Ve yanan alanın fotoğraflarını aldım.

Yangını çıkaran yada çıkmasına sebeb olan sıgır çobanları sıgırlarını oradan uzaklaştırırken, Çatın dibe kadar gidip geri dödüm. Yolda Hekimhan'dan gelen Jandarmaya rastladım. Bir kısmıda Ören de Sulak'da bekliyorlar idi.
Ne gibi tutanak tuttular sormadım bile.

Bilemiyorum yangın çıkaranlar, ihmalden mi, yoksa gasti mi bu işi yaptılar! Suya ( dereye ) uzak bir yerde ve agaçların en sık oldugu bir çukur alanda ( o mıntıkanın tarıma en elverişli büyük alanı orası) yangın çıkması beni kuşkulandırmadı desem yalan olur. Aynı kişinin geçen yılda Agacınarası'nda ( bu mıntıkada yine Ören ) yangın çıkardığı söyleniyor!

Köyde deli aramanın gereği varmı bilemiyorum. Ancak bildiğim geçmişte neredeyse ağaç kalmayan köyümüzde son 30 yılda bi hayli agaçlandığı ve yeşillendiği göz önüne alınırsa, bu doğal zenginliğimizin gözbebeğimiz gibi korunması başta bizim köyün, sonra da ülkemizin ve tüm insanlığın yararına ve hayrına olacağını anlatmama gerek varmı? Takdir sizlerin.

Üçüncü bir yangın olayına daha meydan vermemek bizlerin elinde. Bu tür vakaları hoş görmez üzerine gidilir ve ciddi uyarı - ikaz ve de yasak uygulamaları yanı sıra, bilgilendirme ve de eğitim gibi yöntemlerle duyarlılık arttırılırsa, köyde deli aramaya gerek kalmaz.

26 Mayıs 2007 Aydın Şimşek

“Geleceğin dünyası sevginin, barışın ve emeğin kazanacağı bir dünya
olabilir ancak.” (! )

Sulucakarahöyük Gazetesi
Hacıbektaş Yazarı Aydın Şimşeke yanıt.

Sol, bu ülkenin vicdanı olabildi mi? (*)

Bu ülkenin vicdanı olbilmek için öncelikle bu ülkenin bir emektarı ve vatandaşı olmak gerekir. Ülke-vatan, devlet ve halkla kavgalı bir solcu bu ülkenin vicdanını elinde tutabilir mi?

Denizler ve Mahirler hiç olmasa yerli idiler. Akılarını ve vicdanlarını ortaya koydular. Hiç olmazsa gençliğin, halkin ve aydınlarının sempatisini kazanmışlardı.

12 mart darbesi ve sonrası süreçte sol bu ülkenin aklı-vicdanı olmaktan uzaklaşıp Rusyanın, Çinin Arnavutluğun, Avrupanın ve benzeri ülkelerin suyuna aktılar.

Dolaysıyla, bilerek veya bilmeyerek onun bunun çıkarı için birini boğazlayan, ulusal politika üretemeyen bin bir parça bir sol. Bu sol, ABD ve batı emperyalizminin işine yarayan bir rota izledi ve 12 Eylül darbesi ve sonrası bedelini kötü ödedi. Bu süreç sonrası binlerce yürekli ve vicdanı ve aklı temiz genç insanlar, er yada geç, özü ve sözü, söylediği ile yaptığı bir olmayan bu çürük tekneleri ve kaptanlarını kendileri ile başbaşa bıraktılar. Geriye kalanlar, kastcı örgüt şefleri ve saf inançlı taraftarlar.

Geçmişten öğrenemeyenler bugünü okuyamaz geleceği doğru öngöremezler!

Bugünkü sol, ( İP-TKP-ÖDP-EMEP vb. ) geçmişin kötü bir tekrarıdır. Benzetmek gerekirse, 'one men show' cudurlar. Kendi okuyan kendi dinleyen bir durumdadır. Sosyalleşemeyen kişi sosyalist olabilir mi?. Çıkardıkları dergi-gazete, ve hatta TV kanallarına bakmanız yeterli. Bakmayın siz son bir kaç yıldır medyatik olduklarına ve seçimlere katılıp güç olduklarını sanmalarına. Bunlar kendi marifetleri değil. Sahi hadi bu dar kafayla meslise girdiler, ne yapacaklar? Özleleştirmeyi mi geri döndürecekler? Daha dün ABD savaş gemisi Marmaris'e demir attı. Adeta "Bize başkaldırmayın" dercesine. TKP''li bir kaç kişi hariç kimsenin çıtı çıkmadı.. Bir de hatırlarsanız galiba FOCA idi. Ülkücü gençler ABD gemisini protesto etmişti. Ne oldu bu sola? 1968 lerde solcu gençler ABD askerlerini işgalci olarak algılıyor ve onları denize döküyordu. Şimde aynı tepkiyi ülkücü gençler gösteriyor. 12 Haziran Akşam Gazetesinde çıkan haber bu durumu açıklamaya yetiyor.Eski ülkücü yaşar Okuyanla Kömünist kardesi CHP de elele verdiler. Yurtsever duruş. İster ülkücü olsun, isterse devrimci. her ikisinin aldığı tavır bir. Ha Milliyetci Türkiye, ha Bagımsız Türkiye!.

Kendi söyleyeceği sözü ve buna cesaretleri ve yürekleri olmayanların yapacağı iş, başkalarının avukatlığına soyunmalarıdır. Onların gölgesinde demokrasi ve barış türküleri söyleyip nefes alabilmekteler. Türban ve PKK-terör konusunda aldıkları tutum ortadadır.

Sözüm ona üçüncü bir yol izliyorlar ve bunun adı da, “Darbe ve şeriat karşıtlığı” (!).

Sicilleri darbeci olanların, anti-darbecikleri hiç inandırıcı değil !

Başında bulundukları kitle örgütlerinde darbeci ve tekci marifetleri ortada iken, gericiliğe ( Ilımlı İslama) karşı sesinizin çıkmaması, 91 yılı başından bu yana işgal altında şekillendirilen ve kurulan kukla Kuzey Irak Kürt Devleti ve o zeminde siyasallaşan ve de desteklenen PKK terörizmi ve ayrılıkcılığı gün gibi ortada iken, ne anlama geliyorsa (!) ‘Halkların Kardeşliği’ solağanı ardına gizlenerek, bölge ülkelerin ve Türkiye’nin bölünüp parçalanmasına çanak tutup, ( BOB planı) emperyalizmle ve işbirlikcileri ile gizli ve açık işbirliğine girmeniz karşısında insanın doğrusu, Yahu siz hangi vicdandan bahsediyorsunuz? sorusu sormamak elde değil.

Kendine ve ülkesine yabancılaşma, kimliksizleşme yada kişiliksizleşme.

Değeri kendinden makul bu çatılar ve şefleri, arabesk hale soktukları, agıtlarla karışıkö o bildik türkülerini tekrarlayıp duruyorlar. Ulaşamadığı peynire ‘murdar’ diyen kedi misali, bir tek doğru ve solcu kendileri. Onlara göre, CHP işlerine gelirse sol, gelmezse düzen partisi olup çıkar. O ardından gittiğiniz DTP ve onun ardındaki güçlermi solcu ve demokrat ve de barışseverler? Takkiye ve aldatmanın allahını yapıyorlar.

Bu çokbilmişlere göre siz: Cumhuriyete sahipmi çıktınız! Gericiliğe durmu dediniz! Siz darbecisiniz.

İşbirlikçiliğe ve bölücülüğe ve ülke ve devlet düşmanlığına karşımısınız! Siz, şövensiniz.

BOB planlarının uygulanmasının sonuçları olan Irakın bütünlüğünü savunup, kukla Kürt devletine karşımısınız! Türkmenlere arkamı çıktınız! Siz ırkçısınız.

Ermeni soykırımı vb. iddialara karşımısınız! Siz inkarcı ve iflah olmaz milliyetci-ırkcısınız,

 Kendileri ise, masum demokrat, barışsever ve enternasyonalistler.!!!

Türk olmak, yada olmamak!

Uzatmayalım, kendinizi savunmanıza bile müsade etmeyen ve yargısız siyasi infaz oynayan Avrupa karşısında bir tek laf etmeyenlerin ( sadece siyasi bir kişilik ve lider olarak bir tek Perincek çıkıp, kendisine Ermeni Soykırımı yalandır dediği için mahkum eden İsviçre mahkemesinde, 'siz yalan söylüyorsunuz, tarihi tahrif ediyorsunuz, ırkçılık yapıyorsunuz, işte gerçekler, maden uygarsınız buyurun karşı tezleride hesaba katın', yönlü savunmasına karşısında sus pus olanların vicdanlarının temiz olması münkün mü?) bayrağını ve kimliğini benimseyemeyenlerin, “Hepimiz Ermeniyiz! diye haykırmaları sahtekarlık değilse nedir?

Baylar, bayanlar, bu ulkenin sınırlarda yaşayan ve burayı vatan olarak benimseyen her yurttaşa Türk dedir. Bu kimliği benimsemiyorsanız açıkca ilan edin. Samimi iseniz, o taşıdığınız kimliği atın. Bir başka kimlikle ( Bazılarının var. Mesale benimde iki kimliğim var. Ama Türk kimliğimi Hollanda kimliğine tercih ederim) Alman, Fransız, Amerikan, Yunan, Ermeni vb. tercih edin.

Hem kendinizi hemde bizi rahatlatın. Yok bizim işimiz intikam almak, düşmanlık etmek, onun için ‘başarana kadar biz takkiye yapacağız’ diyorsanız bir diyeceğim yok.

Çevresini saran ateşin yakıcı sıcaklığını gören ve anlayan bu millet uyandı. Kıvırtıp, demogoji yapmanıza tahamülü yok. O, ağzınıza çokca sakız yaptığınız, ve bir papağan gibi tekrarlayıp durduğunuz , demokrasi, özgürlük, kardeşlik laflarınıza kanacak az saf insan kaldı.

Vicdanı hür ve temiz, aklı duru ve yetkin, kalbi sevgi ve barış dolu namuslu insanları ( saf ve kandırılmışlar hariç ) ister kabul edin ister etmeyin bu pati ve örgütlerin dışında.

Bu insanlar: 14 Nisan Tandoğan, 27 Nisan Hürriyeti Abide, 14 Mayıs Gündoğan, 20 Mayıs’da Samsun’da ve sonrasi Denizli’de idiler. Bu insanlar, örtülü sivil darbeci takkiyecilere ( Ilımlı İslam-Ayrılıkcı Kürt ve kaşarlı Amerikan ve Batıcı sermaye ve faşist siyasi odaklar ) DUR! dediler. Oyunu bozdular. Erbakan’ın, Erdoğan’ın, Gül’ün, Çiller’in, Agar’in ve nihayet Fetullah’ın havlusunu dama attılar. Sıra diğerlerinde. Çağdaş, laik ve dahada önemlisi milli bir duruş sergilediler.

Mili bir hisse ve durusa karşı bu kin ve karalama niye?

Bazı aydın solcu geçinen baylar ve bayanlar, sıkılmadan ve utanmadan AKP’yi demokrat ve milli iradeyi temsil eden olarak savundular.

Ülke örtülü bir savaş halinde ve açık işgal ve çatışmayla karşı karşıya. Bu baylar ve bayanlar, özgürlüklerinin ellerinden alınacağından korkuyor. Rahat ve lüks konuşmalarınız ve haraketleriniz kısılacaksa kısılsın. Bundan ne halk ne de biz zarar görürüz.

Bu ülkeye 20 yıldan beri kan ve gözyaşı akıtan, komşu ülkeler ve ABD-Batı emperyalizmle işbirliğine ve de desteğine sırtını dayamış bu lanetli örgüt PKK ve yandaşlarına arka çıkacak ve hak verecek kadar yolu şaşırmış ‘barışseverler’. Bakmayın siz onların barışseverlikle bir alakaları yok, terörü ve şiddeti kınamaya bile dilleri varmayan, agızlarından kavga lafları düşmeyenlerin barış gibi yüce bir değeri agızlarına almalarına hakları varmı?. Çalın o sahte barış ve demokrasi menifestonuzu başınıza.

Bu parti ve örgütlerin içinde hala vicdanı musasebe yapma yeteneği bulunanlar, zamanla gerçekleri görüp ülkesine ve halkına zara vermekten kendilerini kurtaracaklarına inanarak bu yazıya cevap vermek zorunda hissediyorum kendimi. Ne de olsa bir 1975 den bu yana ben bu tür odakları tanığıyım. Yetmişleri ve sonrasını yaşayan biri olarak, az yada çok kimin ne olup olmadığına karar verecek kadar bir deneyim ve bilğiye sahibim.

Doğru seçim ya da tercih !

Bu baskın seçimde, ABD-ABye, TUSIAD-MUSİAD, Satılık Media, ve işbirlikci bölücülere inat oylarını CHP ve DSP itifakını umut yada kurtuluş olarak gördükleri için değil, akılcı ve gerçekci bir tercih olduğu için verecekler. O cahil ve kandırılmış sandığınız halk, sizi kendinizle ve 'bağımsız' adaylarınızla başbaşa bırakacaklarından hiç kuşkum yok.

Onlar bir gün elbet kendi kaderlerini ellerine alip güçlerini birleştirmeyi de becereceklerdir.

Saygılarımla,

A.Y.Yıldırım

26 Mayıs 2007 Amsterdam

(*)Yazarın kastettiği sosyalist sol.

22 Temmuz 2007 Genel seçimleri,

Türkiye, Orta-Doğu ve Dünya konjuktürünü gözönüne aldığımızda
Türkiye'de seçmen ya Milli bir Hükümet yada Gayri-milli bir hükümet için karar verecek.

Milli: Öncelikle kendi halkı ve ülkesinin çıkarını gözeten bir siyaset uygulamak.
Gayrımilli: ABD-AB veya bir başka ülke ve egemen gücün çıkarını gözeten bir siyaset uygulamak.

Bence, önümüzde iki seçenek var. Üçüncü bir seçenek malesef çok cılız. Bu durumu hesaba katarak hangi partiye oy vereceğimizi, kendi partilerimizi ve güçlerimizi iyi değerlendirip kimi destekleyeceğimizi ve kimleri teşhir edeceğimizi vede şimdilik kimlerle uğraşmayacagımızı belirlemek.

CHP-DSP ve seçimlerden çekilerek bu itifaka destek veren SHP milli bir hükümet kurmak için desteklenmeli ve isteklendirilmelidir.

Gün artık kararverme, görev ve sorumluluk alma, deyim yerinde ise arı gibi çalışma günüdür.

Mustafa Kemallerin, Deniz Gezmişlerin ülküsünü sahip çıkma, ve onu gerçekleştirme, Tam Bagımsız, Laik-Demokratik, Çağdaş ve Sosyal-Halkçı, komşuları ve dünya ile barışık, adil ve dayanışmacı bir Türkiye için oylar CHP de toplanmalıdır.

Başaracağız ve başarmalıyız!

__________________
Ahmet Yalçın Yıldırım
 

20 Mayıs 2007

Solun birleşmesi yetmez!

Bence Alevi örgütleri ara sıra doğru tesbitlerde de bulunuyorlar.

CHP ve DSP itifakına olumlu baktıklarını ancak yetersiz bulduklarını söylüyorlar.

Gerçi içerisinde DTP gibi adı demokrat olan partileri, işi gücü pravakatörlük olanları da içine alan geniş bir yelpazede duran onlarca parti ve gurubun bir araya gelmeyeceği gün gibi ortada.

Geçen Meclis ve yerel seçimlerde itifak yapan partilerin kurduklarını sandıkları itifakın meyvelerini DEHAP ve devamı olan DTP topladığı aşikar.

ABD-AB ci ve bölücü-ayrılıkçı milliyetcilerle, barış Demokrasi programı yaparak nereye varıldı? Ve emekçiler ne kazandı? Bunun muhasebesini bile yapmayı beceremeyenlerin başkalarına kara çalmaya hakları yoktur.

DTP hariç diğerleri kullanıldı.

Malatyada belediye başkanlığı seçimlerinde EMEP adayı Yıldız Koluaçığa bir tek DEHAP üyesinden oy gelmemesi ve oylarını AKP ye vermeleri gerçekte kimlerin kimlerle itifak kurduklarının göstermiyor mu?

Diyeçeksinizki o kadarda degil!

DTP içerisinde elbette samimi iyi niyetliler var ama bunlar binde bir.

Adı sosyalist olanlar bile dogru dürüst bir birlik kuramazken, bu geniş yelpazede birlik aramak safca bir davranış.

DTPliler bagımsız adaylarla meclise girecekler.

Anlaşırlarsa, büyük şehirlerden sol bagımsız adaylarda meclise girmeye çalışacaklar.

Ancak bugün dünün Türkiyesi çok farklı. Cumhuriyet velaiklik mitingler bir milat oldu.

Dün bu partilere oy veren binlerce emekçi ve aydın tercihini bu kez CHP-DSP itifakınndan yana yapacaktır.

Aleviler tercihini çoktan yaptı bile. Örgüt kastlarıda bu gerçeği anlamış olacaklar ki, bu yönde demeçler veriyorlar.

Sol ve halkcı güçler, kendi parti programları ve hedeflerinden bagımsız olarak ve % 10 seçim barajı gerçeğini göz önüne aldığımızda ( barajı 4 siyasi aprtinin geçeceği tahmin ediliyor ) bırakalım barajı aşmaları bagımsız adaylarla seçime girseler bile kazanma şanslarını yitirdiklerini dolaysıyla kafa karışıklığı ve oy bölücülüğü ile filiatta AKPnin işine yarayacak.

Bu durumu bilen sermeya medyası ve liberal aydınlar, gerçek sol kim, sosyal demokrasi kim? sorularına cevap bulmak için sayın liberal solcumuz UGUR URAS beyi ekrarlarına davet ederek CHP iktirarının önünü almak ve zayıplatmak için didiniyorlar.

Laik ve Halkcı ( Cumhuriyetci ) rejime sahip çıkmak, bu , dökülmüş yıpratılmış, bir çok kaleleri ve gericilerle ve işbirlikci sermaye tarafından kuşatılmış ve bozulmuş, halkımıza düşmanlaştırılmış ve de yabancılaştırılmışda olsa ( varolanı da kaybetmemek için) bagımsızlığa ve laik Cumhuriyete biz sahip çıkmayacağız da kimler sahip çıkacak?

Çıkmadık da ne oldu? Sonuç beterin beterini yaşadık.

Kedi ülkemizin bagragını milli takımını yadsıdık.

Elin yabancının bayragına özendik ve milli takımını tuttuk.

Bunun adına da yurtseverlik dedik!

Milliyetciliğe karşıyız derken, etnik milliyetcilerin destekcisi olduk.

Bilerek ve bilmeyerek, emperyalizmin ve yerli işbirlikçilerin ve de bölücülerin fügüranıi olduk.

Ve hala daha uyanmayanlar var.

Degeri sadece kendinden makul solcular ve sosyalist geçinen kastlar inatla kafa karışıklığına devam ediyorlar.

Sahi, bu ülkenin aydılık ve onurlu insanları BOB cu ve bölücü iktidara yeter artık dur! derken bu solcu ve sosyalist-ilerici- emekçi yandaşı partiler sendikalar, kitle örgütleri ve de aydın geçinenler ne ile meşgulduler?

Daha çok demokrasi daha çok özgürlük vb.

İyide bunları istemek, demokrasi ve özgürlüğün yeminli düşmanı olanların avukatlığını yapmakla ve haklarını aramakla olmaz ki!

Tabiki herkes gibi bizde daha iyiye layığız.

Çok şey istemekle eldekiden de olmak var.

Hep devrim istemekle devrim gelmiyor.

Kısmi yenilikler ve reformlarda gerekli.

Bu değişiklik ve yenilikler devrimi hazırlar.

Sonra devrim illada biz istediğimiz için gelmez.

O sayısızca iç ve dış etmenin sonucu olarak oluşur.

Bizim şablonlarımıza uysada uymasada, milyonların sokaga çıkması ve gericiliğin iktidarına dur demesi bir devrimdir.

Onlarca yılın biriktirdiği, aldatmaya, haksızlığa karşı anti-emperyalist ve bagımsızlıkcı ve de halkçı bir hayırdır.

Mitinglere katılan bileşimine ve dile getirdikleri sözleri okumak anlamak için yeterli değil mi?.

Daha şimdi buna Beyaz Kırmızı Devrim diyoruz.

Şimdi mesele bu gelişimi okumak, anlamak ve kavramaya çalışıp nasıl başarıya ulaştırabiliriz üzerine kafa yormaktır.

Latin Amerikada olanları över ve alkışlarken, bizdekine yan gözle bakmanın çelişkisini anlamak mümkün mü?

Cahavezi ( oda asker ) alkışlayanlar neden bizim Cahavezleri karşılarına alıyorlar?

Ayrılıkları gerekce yapanlar birlik kuramazlar!

Şeriatcı güçlerin örgüt, taktik ve stratejik deneyimleri bir nebze olsun bize ders olmalıdır.

AKP ve Cumhurbaşkalığı seçimlerinde almış oldukları ortak tutum ortada.

Kendi aralarındaki farklılıkları ve çatışmaları bir kenara bırakıp birlikte haraket etmeyi başarıyorlar.

Bizse hala yok senin saçın uzun yok kaşında kara var tartışmaları ile meşguluz.

Umudumuz CHP olmasada, bu seçimde oylar CHP ye akmalıdır.

ABD-AB-Siyonist-İşbirlikci büyük sermaye, şeriatcı ve bölücü itifakına

Bu kez oylar CHP de toplanmalıdır.

Biz sahip çıkarsak, CHP bize yaklaşır sahip çıkmazsak başkaları sahiplenir.

Bu böyle biline.

A.Y.Yıldırım

 


15 Mayıs 2007

27 Temmuz 2007 de seçmenler, Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri için sandık başına gidecek.

Kime hangi partiye oy verecek kimi seçecek?
Kimler Milletvekilliği için aday olacaklar?

Kimim kime oy vereceğine ve kimin aday olacağına karışacak ve müdahale edecek değiliz. Ancak ülkemizin ve halkımızın çıkarlarını en iyi hangi parti yada birlik temsil ettigine kanaat getiriyorsak ona oyumuzu vereceğiz.

Bizlerin, yani Basaklıların %90 sol, emekten yana partilere oy verdikleri malum. Geçen seçim bir istisna olmakla beraber yine büyük bir ihtimalle %90 sol partilere oy verecekler. DHAP ile itifak yapan SHP, Emep, ODP ve SDPnin meclise girebilceklerinı tahmin ederek Basak'dan önemli sayıda bir oy aldıgını biliyoruz. Bana göre sakat bir itifaktı. Sonuçlarını birlikte yaşadık. (1) Sırtını ABD ve AB ye dayayan Kürt ayrılıkçılığı ve milliyetciliği iyice pervasızlaştı. Bildiğimiz gibi AKP iktidara geldi ve ABD Irakı altüst etti. Şimdide açıktan İran ve el altından Türkiyeyi tehdit ediyor.

Kim bu sol partiler?

Ufukta bu partilerin bir blok olarak seçime katılacakları görünmüyor.

Görünen o ki; CHP-DSP ve bir ihtimalle SHP birlikte katılacak.

Geriye kalan partilerden, EMEP ve ÖDP ise DTP ile anlaşıp bagımsız adaylar üzerinden meclise girmeye çalışacaklar.

İP ve TKP' nin ise ayrı bir blok olarak seçime katılma ihtimali daha fazla.

Ankara, İstanbul ve İzmir mitinglerine katılan milyonlar, laik-demokrat-devrimci-halkçı-bagımsızlıkcı ve adil sosyal bir Türkiye istemlerini dile getirdiler.

ABD ve AB dayatmalarına IMF ve DB bankalarının köleleştirici politikalarına karşı AKP hükümetini lanetledi. Bu kitle tüm ezilen ve sömürülenlerinde istemlerini özlü olarak ifade etti.

Kim ki, bu kitlenin istemlerini anlamaz ve programlaştırmazsa, o partinin meclise gitme şansı yoktur.

CHP ve DSP ne kadar sosyal demokrat ve halkcılar?

Bildiğimiz gibi bu partiler bizleri hep hayal kırıklığına uğrattılar.

Peki bu partilerin yerini diğer sol-sosyalist partiler doldurdu mu ?
DSP ve CHP halka ne kadar uzaklaştılarsa, diğer sol partilerde o kadar uzaklaştılar. Bazıları, hak ve adalet arayışını, ABD ve AB ile işbirliği yapan Kürt ayrılıkçı milliyetcilerinin teknesine sığınmada sürdürdüler ve halada orada geziniyorlar. Son yerel seçimlerde aldatıldıklarını bile anlamayacak kadar siyasi körler. DEHAP onlarca belediye başkanı çıkartırken EMEP ve ÖDP bir tane bile belediye başkanı çıkartamadı (!)

İP ise bildik dar ve sekter politikalarına devam ediyor.

Bu durumda benim beklentim: CHP ve DSP ve de SHP nin ulusalcı ve halkcı bir seçim programı ile emperyalist dayatmalara dur diyecek, ülkenin bagımsızlığı ve bölünmezliğinin teminatı olan uniter, laik, sosyal ve demokratik devlet anlayışı ve proğramını uygulamak için iktidara gelmesidir.


Sosyal devlet anlayışı, büyük ölçüde iş ve aş sorununu çözen uygulamadır.

Devrim-sosyalizim iddiasında olan partiler ve guruplarda, hala anti-emperyalist ve halkcı olduklarını iddia ediyorlarsa, bügünden tezi yok, köprü attıkları ayrılıkcı-işbirlikci kürt milliyetcileri ile bağlarını koparmalı, sekter, anti-ülke-vatan sevgisi ve anti-devlet karşıtlığını bırakıp bu programa destek ve de oy vermelidiler.

Kırmızı ve beyaz devrimin (!) devamı ve başarısı, bence bu proğrama bağlıdır.

Türkiye ne yetmişlerin ne de seksenlerin Türkiyesi.

Ay ve Yıldızın gerçek hakkı verilmelidir.

Not 1: ÖDP, EMEP,TKP,Türkiş, DİSK, TMMOB, vb. parti ve örgütlerin Cumhuriyet mitinglerde almış oldukları tutum ve açıklamalar bu partilerin niyetlerinden bağımsız olarak, karşı devrimin, ABD-AB, Ilımlı İslamcı-siz seriatcı olarak okuyun- ayrılıkcı- siz bölücü diye okuyun- ve büyük sermaye itifakı-siz satılmışlar olarak okuyun- gerici cephe safına sürklendiği belirtmeden edemeyeceğim. Bu partiler, kendi, ülkesine halkına ve askerine karşı ne kadar yabancılaştıklarının ve yanlızlaştıklarının açığa vurdu.

Bu tür partiler ve guruplar, ABD ve batının satratejilerine ( Yeni Dünya Düzeni ve BOB ) alet olduklarının ayrıdımında değiller mi?

Unutmayalımki karşı oldukları darbeler ( 12 mart, 12 eylül ve kısmen 28 şubat darbesi ) ABD ve Nato planlı ve destekli darbelerdir.
Bugün sesizce ABD ve Batı destekli Kürt ve şeriatcı itifakı ile gerçekleştirilmek istenen gerici sivil darbedir.

Bu darbeye sokakta sivil, asker ve bürorat itifakı ile dur denilmiştir. Şeytan bunun neresinde?

Şayet gercilik ve işbirlikçiliğe kaşı zorunlu olarak asker anayasal haklarını kullanmaktan alıkonmamalıdır. Demokratlık ve anti militaristlik ardına sığınarak,  devrimcilik olmaz

Iran, Cezair, Afganistan deneyimleri ortada.

Seçim sizin.

Ahmet Yalçın Yıldırım

16 Agustos 2006 

İri olalım, Diri olalım, Bir Olalım!

İlimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır!

Hacı Bektaş Veli Dergahında ayrılık olmaz! Birlik ve Dirlik Vardır. Dergahından barış güvercileri uçar, ocağında halal lokmalar dağıtılır, cemine özünü ve yüzünü ortaya koyan her can katılır.

43. Hacı Bektaş Veli Anma ve Sanat ve Kültür Etkinlikleri programının başladığı bu günlerde, Alevi ve Bektaşi toplumu olarak tüm insanlığa, barış, sevgi ve hoşgörü mesajlarının verileceği bu etkinliklerde, kendi içinde parçalanmış, bir birlik ve dirlik oluşturamamış, birbirine sevgi ve hoşgörü ile yaklaşmayan, Alevi ve Bektaşi öğretisi ve geleneği ve yaşam felsefesi ile bağdaşmayan tutumlar ve davranışlar sergilenmektedir. Üzülerek ibretle seyrettiğimiz bu olaylara bilerek ve bilmeyerek alet olanları kınıyor ve, akıllı haraket etmeye ediyorum.

Alevi – Bektaşi inanç ve yaşam felsefesi, kalıplaştırılarak, yerel ve bölgesel siyasi çıkarların aleti olarak kullanılmamalıdır.

Geleneksel hale gelen bu Şenlik; siyasi menfaatlerin çatıştığı birbirine üstünlük sağlamaya çalıştığı bir kürsü ve meydan olarak kullanılmamalı ve buna müsade edilmemelidir.

Başta Hacı Veli Bektaş Postnişini değerli insan Veliyettin Ulusoy, Alevi Bektaşi Dedeleri, Babaları ve ileri gelenleri ve aydınları bu oyuna tavır almalıdır.

Hacı Bektaş Veli Anma ve Sanat ve Kültür etkinliklerinden, tüm Türkiye ve Dünya ya barış Sevgi ve Hoşgörü güvercinleri salınmasını bekliyor ve umuyorum.


3 Temmuz 2006 Amsterdam

MADIMAK OTELİ, UTANÇ OTELİ OLARAK ANILMAYA DEVAM EDİLMELİ

 Madımak OteliSivas'ta bir oteldir. Sivas Madımak Olayı sırasında bu otel yakılmış, daha sonra restore edilerek eski işlevine uygun olarak tekrar kullanıma açılmış olsa da artık herhangi bir otel olmaktan çıkmış, bu günün bir şahidi olarak Türkiye yakın tarihinin bir parçası haline gelmiştir. Ne yazık ki olayın gerçekleştiği bu yer anıt yada müze yapılmamış ve altında kebapcısıyla işletilmeye devam ediyor. Vikipedi, özgür ansiklopedi

 TARİH 2 TEMMUZ 1993

 Sivas'ta 2 Temmuz 1993'te, Pir Sultan Abdal'ı anma etkinlikleri, cuma namazından çıkan grubun eylemiyle katliama dönüştü. Fanatik grupların kışkırtmaları ile büyüyen topluluk , Aziz Nesin'in Salman Rüşdi'nin "Şeytan Ayetleri" kitabını yayımlamasını bahane ederek Madımak Oteli'ni ateşe verdi. 35 yazar, şair, sanatçı ve öğrenci hayatını kaybetti. Otel personeli ve oteli ateşe verenlerle birlikte ölenlerin sayısı 37'ye çıktı. Olaya karışan ve kışkırtan şahıslardan bir kısmı ceza alıp mahkum olurken , baş sorumluları olarak itham edilen bazı kişiler hala yargı önüne çıkmadan gezmektedirler.

 KİN VE NEFRETİN PANZEHİRİ, SEVGİDİR.

 “ İnsanlardaki kaynaşma istği ibizdeki en güçlü itkidir. En temelli tutku, insan soyunu, en ilkel topluluğu, aileyi, toplumu bir arada tutan güçtür. Bunu elde edememek, delirmek yada yok olmak- kendi kendini yada başkalarını yok etmek- demektir. Sevgi olmazsa insanlık bir gün bile yaşayamazdı.”

Kalbinde İNSAN SEVGİSi taşımayan, sevgiden, merhamet ve vicdandan mahrum olmuş, yada bırakılmış yıgınların, müslümanlık adına sığınarak gerçekleştirdiği ve bu vahşi ve barbar olaya önayak olanların eylemi lanetlidir. Bu vahşi ve utanç verici, Türkiyenin yüz karası olayın vebali; olay çıkabileceği ihtimalinin çeşitli güvenlik birimlerince bilinmesine rağmen, gerekli güvenlik önlemleri almayan ve adeta seyirci kalan siyasileri, devlet görevlilerini ve bir bütün olatak güvenlik birimlerin üzerindedir.

Aradan 13 yıl geçmiş olmasına ragmen hala vicdsanları sızlatan, toplumsal bir hesaplaşmaya gitmemiş veya vicdan muhasebesi çıkarmamış olması dolaysızla, başta ölenlerin yakınları ve düşünce ve fikir yandaşları olmak üzere geniş bir kesimin acıları hale taze olarak belleklerde durmaktadır. Olaya bi fiil katılanlar ve nede alet olanların, ne mahkemelerde ne de daha sonra, pişmanlık duyduklarına, utandıklarına dair hiç bir açıklama gelmemiştir.

Madımak Otelinin bir Utanç Müzesi olarak açılması ve korunması öneriside yine devlet ve siyasi iktidarlarca geri çevrilmiştir. İşte bu inatcı ve inkarcı, kavgacı gelenek dolaysıyla bizde ve bizim ülkemizde doğru dürüst bir toplumsal uzlaşma ve dialoğ sağlanamıyor. Bu gergin ortamdan beslenen bir sürü siyasi çevre ve çıkar gurupları ortalığı bulandırmakta ve toplumu kutuplaşmalara itmektedir.

Bu ve benzeri sorunlar, sorun olunca, tartışmadan, üzerine düşünülüp görüş bildirmeden alevlendirilip, karşısındakini yargısız infaza mahkum etmektedir.

Bu ülkede canı yanan avazı çıktığı kadar bağırırken, sorun bir başkasının olduğunda, duymak istememektedir.

Bu ülkede toplumsal kutuplaşmadan medet uman ve onun üzerinden tahküm ve kurup siyaset yapanlar fena halde yanılmakta ve tarihe karşı suç işlemektedirler.

Tarihi derinlere dalan toplumsal kutuplaşmanın sonucu olarak, sevgi ve birlik yerine, kin ve intikam duyguları serpilmektedir. Bilerek veya bilmeyerek bu oyuna gelen kimseler; meseleye sagduyu ile yaklaşmalı ve aklın öncülüğü ile haraket etmelidirler.

Yüreklerinde bir nebze Allah sevgisi, dolaysıyla insan sevgisi taşıyan her dindar kişi, bu olay vesilesi ile, takkesini eline alıp bir vicdan muhasebesi yapmalıdır.

Bu ülkenin vatandaşları ve aynı din inacınının mensupları olarak, kalplerindeki intikam duygularından, zihinlerindeki önyargı ve cehaletten arınıp, sevgiyle diyaloğ kurma, acıları paylaşma ve birarada yaşamı güzelleştirmeye çaba harcamalıdırlar. Bu bir istek değil, tarihe karşı, insanlık için, çocuklarımıza karşı bir sorumluluk ve görevdir.

Kendine aydın, ilerici diye tanımlayan insanların payına düşen görev ve sorumluluk ise: karanlığı tarihsel bilginin ve bilmin işiğı ile aydınlatmalarıdır. Yoksa yılda bir defa toplanıp protesto çağrıları çıkarmak ve bir gurup insanı toplamakla, gericiliğe ve karanlığa karşı mücadele sorumluluğu yerine gelmez. Olsa olsa bu birazcık vicdan rahatlatmanın ötesine geçmez.

2 TEMMUZ 1993 Unutulmamalı, unutturulmamalıdır. Kötülüğü ancak iyilikle altedebiliriz.

İnsan ve hak sevgimizin aşkı bağışlayandır.

Katılaşmış yüreklerdeki buzları ancak sevgimizle eritebiliriz.

Alilerin, Velilerin yolu sevgi yoludur.


 

30 Haziran 2006 Amsterdam

SEVME SANATI

Ruhbilimci, toplumbilimci, düşünür ve yazar Dr. Erich Fromm Türkçeye çevrilen Sevme Sanatı isimli kitabında; Anamalcı topumların yanlızlaştırdığı, itilip horlandığı, ezilip sömürüldüğü insanlar, sevmeyi değil sevilmeyi beklerler. Günümüz dünyasında, bölgesel şavaşların, etnik çatışmaların, sınıfsal ayrışmaların şiddetlendiği, terör ve korkunun etkisi ile iyice ruhları bozulan insanlar, birbirlerine güvensizlik, kin ve öfke kusmaktadır. Diyaloğun yerini ayrışma ve çatışma almakta. Sevginin yerini nefret doldurmakta.

Birbirini yoketmeye dişbileyen ülkeler, toplumlar, gurupların cirit attığı günümüz dünyasını düşünmek bile ürkütücü. 20 bine yakın nükler silahlara sahip olan çeşitli ülkeler, her an fitilleri ateşlenmek üzere hazır durmaktadır. Sayısız, gizli militarist örgütler ev sayısız terör gurupları terör eylemleri ile intikam peşinde sevgi yerine nefret yaymaktalar.

Yine de insanlar en yakınlarından olmak üzere sevilmeye şitdetle ihtiyaç duymaktalar. Kim verecek insanlığa bu sevgiyi? Geçen yüzyılda büyük şavaşlar ve yıkımlar yaşamış dünyamıza tanık olan Alman düşünür Dr. Erich Fromm bu sorulara yanıt aramaktadır.

Doğrusunu isterseniz ben daha kitabın başındayım. Beni sarsan bu kitap, benim içimde duyduğum huzursuzluk ve mutsuzluğuma ışık oldu. Bu cevheri hemen sizle paylaşmak isteği ile kitaptan başlıklar alarak tanıtmak istiyorum. Payel Yayınlarınca basımı yapılan bu kitap dilerim basıma devam ediyordur.

Kitabın birinci ve ikinci bölümünden anekdotlar.

İnsanlar sevmeyi hiçde önemsiz bir şey olarak düşünmezler. Onun açlığını çekerler, mutlu mıutsuz sayısız film görür, sevgi üstüne söylenmiş yüzlerce değersiz şarkı dinler- genede sevgi konusunda öğrenilmesi gereken bir çok şeyin bulunduğunu pek az kişi düşünür.

...

Büyük çoğunluk sevme sorununu, sevmekten kişinin kendi sevme yetisinden çok, sevilme sorunu olarak görür. Bu yüzden onlar için önemli olan nasıl sevilebilecekleri, nasıl sevimli olabilecekleridir. Bu amaca ulaşmak için yüzlerce yola başvururlar.

...

Sevgi konusunda bir yanılgıda; sevginin bir yeti sorunun değil, bir nesne olduğu yanılgısıdır.

...

İnsanlardaki kaynaşma isteğ ibizdeki en güçlü itkidir. En temmelli tutku, insan soyunu, en ilkel topluluğu, aileyi, toplumu bir arada tutan güçtür. Bunu elde edememek, delirmek yada yok olmak- kendi kendini yada başkalarını yok etmek demektir. Sevgi olmazsa insanlık bir gün bile yaşayamazdı.

...

Sevgi bir etkinliktir. Edilgen bir olay değildir; bir şeyin içinde olmaktır, bir şeye kapılmak değildir. Sevginin etkin özelliği en genel biçimde söyle tanımlanabilinir: Sevgi vermektir, almak değildir.

...

Vermek güçle dolu olmanın en iyi anlatımıdır. Verme eylemi sırasında gücümü, zenginliğimi, üstünlüğümü duyarım. Bu yüceltilmiş canlılık ve dolgunluk yaşantısı beni coşkuyla doldurur. Kendimi taşıyor, yaşıyor, harcıyor, yaşıyor, bu yüzdenden coşku içinde duyarım. Vermekk almaktan daha coşku vericidir., bir yoksullaşma olmasından değil, verme eylemi ile canlılığın ortaya dökülmesindendir bu.

...

 Madde evreninde vermek, zengin olmak demektir. Çok şeyi olan değil, çok şey veren zengindir. Bir şey yitirmekten korkan istici, ruhbilim diliyle söylersek yoksuldur; ne çok şeyi olursa olsun o kişi yoksul bir kişidir. Kendinden bir şeyler veren kişi zengindir; çünkü başkalarına kendinden bir şeyler bağışlar gibidir. Yoksulların zenginlerden daha verici olduklarını herkes bilir. Genede belli bir sınırı aşan yoksulluk vermeye engeldir.


19 haziran 2006

ALLAH KORKUSU DUYMAK

Basağın dağı taşı altın olsa ne yazar demeyin! Köyü dışarıya bağlayan ana yol üzerinde, uygun gördüğünüz bir boş araziye veya tarlaya bir evmi yapmak iştiyorsunuz, kendinize ait yeriniz yok mu, hısım akrabalardan mı almak istiyorsunuz, dogrusu işiniz zor. Yarım dönüm çıkmaz bir bayıra ev yapamaya karar kıldı iseniz en az 30-40 bin YTL yi gözden çıkarmalısınız.

Bilindiği gibi atlmışlı, yetmişli ve seksenli yıllar köyden şehire ve yurtdışına yogun göçlerin yaşandığı yıllar idi. Köyler neredeyse boş kalmışlardı. Arazi azlığı, verimsiz ve alışıla gelmiş tekdüze tarımsal uğraşı kimsenin karnını duyurmaya yetmiyor idi. Bizim Basak da mecburen dışarıya yogun göç verdi. Özellikle, Almanya ve Fransa ya bir işçi göçü oldu. Eli kalem tutan, becerikli ve sihatli olanlar gurbetin yolunu tuttu. Gurbette olanların çoğu, yemeyip, biriktirdi, ana babbaya, kardeşlere, hısım ve akrabalara yardım etti. Karınlar doymaya yüzler gülmeye başladı. Sonra sıra eşlerini ve çocukları götürmeye geldi. Artık gönderilecek döviz kalmadı. Köydekiler homurdamaya başladı. “Hani gardaş idik, ayrımız gayrımız yok idi!” vb. gibi hayıflanmalar, sızlanmalar baş gösterdi. Dışardakilerin cevabı “Yeter Artık!” oldu. “İnsaf, merhamet, birazda siz çaba gösterin, elinizi taşın altına birazda siz sokun” dedikleri oldu. Geride kalanlar içgüdüsel ilginç tepkileri, köyde tarla, yer, ürün fiatlarına yansıdı. Hekimhan, Malatya hatta Avrupa başentleri ile yarışırcasına arsa fiatları füze hızı ile yol almaya başladı. Malatya da taze peynirin parakende satış fiatı ne ise köydeki ondan geri kalmadı. “ Paramız yabancıya gitmesin, yardım olsun” amacı aldığınız mal bile kahıç vesilesi oldu.

Köyde bu gidişata, görgüsüzlüğe, ud-edep tanımaz ahlaksızlığa dur diyecek ne bir sözü dinlenir merci ne de idare çıktı. Kimileri daha pervasız davranarak, yıllarca atadan, dededen beri ortak kullanılan kaynak suyuna bile salt kendi arazisi içinden çıkıyor diye, kardeşine bile kullandırmamaya başladı. Komşununun kapsının önünü kemek, yolunu kapatmak, penceresini kapatmak neredeyse olağan olaylar oldu. Kör tuttuğunu.....misali bir yaşam tarzı türedi. Yaptığım doğrumu, bir başkasına zarar verirmi, kurdun kuşun ahını alırmıyım demeden, insafsızca tarlalara ot zehiri atılarak, rast gele meyva agaçları gelişi güzel zehirli ilaçlarla agulanarak, bırakalım insan sağlığını tehlikeye sokmayı, tüm canlı varlıklara ve organizmanın hayatına kastediliyor.

Köyde kanser vakalarının artması buna işarettir. Kazanılan paralar hastane masraflarına ve ilaç paralarına yetmez oldu. Kimileri daha yakın zqamanda devlet yardımı ile yapılan, köyün ortak olanaklarını kendi çıkarına kullanma cüretine bile vardırdı. Köyde bir çeşit yeni eşkiyalar türedi. Onların hükmü geçer oldu. Ne büyüklerimizin ne de devletin hükmü ve adaleti söktü.

Köyde diğer şeylerin yanı sıra agız tadını bozan bu durum, şehirdeki ve yurtdışındakilerin köye sevgi ve ilgisini azalttı. Zaman geçti. İlk gidenler yaşlandı, kimisinin tabutları geldi. Şehirde emekli olanlar tekrar anaocağına dönmeye karar kıldıgında, geride kalanlar tekrar homurdanmaya başladılar. Dışardakiler ( gurbetci kardeşler) birden yabancı oluverdi. Onların köyde söz hakları sahibi olmadıkları ve kendilerine uymaları telkin edilmeye başlandı.

Ancak artık yeni bir dönem ve yeni bir kuşak köye ve sorunlarına elatmaya başladı. Çünkü artık herkesin dışarıda bir oglu-kızı bir bağlantısı var. Köydekiler, dışardakiler ayrımı kolay kolay yutulur lokma değil.

Bu köye yeniden ud-edeb, sevgi, saygı, merhamet hak-hukuk ve adalet girmelidir. Artık kimse kimseyi eskisi gibi ezmemelidir. Hoşgörü, huzur ve agız tadı hükmetmelidir.

Köyümüz yenilenen ve çogaltılan altyapı olanakları ve sorunlarına elatılması ve de ilgilenilmesi sonucu olarak, dirlik ve düzen hükmetmelidir.

Hiç kimsenin pervasızca ve insafsızca, köyümüzü ve köylülerimizi zora sokan ana ve baba ocagında başını sokacağı ve dinleneceği bir evi çok görmesine he hakkı ne de yetkisi vardır.

Başta köy idaresini, Hekimhan kaymakamı ve ilgili idari makamlarını göreve çagırıyorum.

Köyümüzde huzur bozan bu vb. sorunlara elatmalı, ve herkesin uyacağı kararlar almalıdır.

Bir örnekle somutlayarak yazımı bağlamak istiyorum.

Köy idaresi köyde arazi durumuna göre ortalama bir arsa fiyatı belirlemeli. Köyün ortak malı olan su kaynakları adil olarak kullanımı sağlanması yönünde kararlar almalı ve kararların uygulanması için çiddi bir denetim ve yaptırım uygulamasına gitmelidir.

 


AÇIKLIK BİRLEŞTİRİCİDİR

Bu yazı Basak Cafe sitesinde,. "Daha ne bekliyoruz " başlıklı yazı ve bu yaziya gelen cevapların bir derlemesidir.


12- 06 -06

Basak Yaz Şenliğinin sayılı günleri kaldı.
Kim şenliği organİze edecek? Muhattaplarımız kim? Şenlik Komitesi niye toplanıp kararlar alamıyor? Bu ve benzeri gibi SORULAR CEVAPSIZ KALIYOR.

Bizde kalıtsallaşmış olan alışkanlık ve davranış tarzlarIndan biride; her şeyi son ana sıkıştırmaktır.
Teoride herkesin hem fikir olmasına karşın, fakat uygulamaya ve alışkanlıkları değiştirmeye gelince, ortalıkta kimse görünmüyor. Birileri tekrar harakete geçince de, ortalık birden toz dumana katılıp işler oldu bittiye getiriliyor. Gönüller kırılıyor, emekler çar-cur ediliyor, vefasızlık örnekleri sergileniyor. Kısacası güçler heba ediliyor.
3 yıldır ardına bin bir zahmetle ve gerçekleştirdiğimiz şenliklerin kazanımlarını yeterince değerlendiremiyor ve bir ilerisi için yaşananlardan ve değerlendirmelerden çıkan sonuçlardan haraketle yeterince plan program temelinde hazırlanılamıyoruz.
…..
Benim somut öneri şu; dernek organize sorumlulugunu üzerine alsın, muhtarlık ve diger derneklerde desteklesin. Şenlik için bir komite kurulsun, komitenin içinde muhtarda olsun, diğer derneklerden temilciler ve faydalı olabilecek arkadaşlarla geniş bir komite kurulup harakete geçilsin. Derneğin denetimi ve sorumluluğunda haraket edilsin. Çok başlılık olmasın. Bu belirsizliğe ve karğaşaya bir son verilsin.

Gün, Birlik ve Dayanışma ve kazanımlarımızın kutlanması ve tadını çıkarma günü. Hiç kimse tek başına bu ortak kazanımın üstüne oturamaz, ve oturtulmamalıdır.


27 Mayıs 2006

Malatya Basak Der’in kuruluşu herkese hayırlı ve ugurlu olsun!

Köyümüzde son yıllarda ileriye dönük olumlu gelişmelere tanık olmaktayız.

Biraz uzasa da köy yolunun stabilize ve asfaltlama çalışması son aşamaya geldi.

Son olarak muhtarıun açıklamalarından, köyün yolunun asfaltlanacağını, ve ihalesinin yapıldıgını duymuş olduk. Son iki yıllık zaman içerisinde köyün yolları, onarıldı ve yeni yollar açıldı. Her ne kadar mevcut iktidarın öncelikli çalışmalarından biri olan “Yolsuz köy kalmayacak” projesinin alanına girsede (ki bizim köyün yolu yetmişli yıllarda açılmıştı) bu çalışmalar bile kendi başına ileriye dönük ekonomik ve sosyal kalkınmanın zemin adımlarıdır.

Bu olumlu gelişmelere önayak olan ve süreci hızlandıran arkadaşlarımızı bu vesil ile kutlamak istiyorum. Kendilerine köyün gelişip kalkınmasını amaç edinen bu arkadaşlar, Köy Şenliği, Dernekleşme vb. oluşumları amaca varmak için birer araç olarak görmekteler.

Bu yıl dördüncüsü kutlanacak olan Köy Şenliği ve geçtiğimiz hafta kuruluş çalışmalarını tamamlayıp dernek lokalinin açılışını yapan Malatya Basak Der ve diğer irili ufaklı çalışmalar, amacı gerçekleştirmenin araçları olarak hayata geçtiler.

Altyapıların ve çeşitli oluşumların gerçekleşmesi bizleri rehavete götürmemelidir. Yeni işler kotarmanın ve ekonomik ve sosyal yaşantımızı ilerletmenin, agız tadımızı daha da tatlandırıp huzuru ve refahı saglamanın yolu; kazanımları itina ile korumak, ve çalıştırmak, birlik ve dayanışmayı güçlendirmek, hesaplı ve planlı çalışmalar ve projeler üretip hayata geçirmekle mümkündür.

Ama ç ile aracı birbirine karıştırmamaya dikkat ederek yol almak hayırlı bir tutum olacaktır.

Deyim yerinde ise; sapla ile samanı birbirine karıştırmamaya özen gösterilmelidir. İmkanlar ve güçlerin çarcur edilmesine fırsat verilmemelidir. Gururlanarak dile getirdiğimiz Basaklı örnek davranışları ( solcu-halkcı ve çalışkan sosyal kişilik) tüm çalışmalarımıza damgasını vurmalıdır. Yardımlaşma ve dayanışmalardan gelen maddi ve manevi katkılar her kuruşuna kadar ve ince ayrıntılarına kadar hesaplı ve dikkatlice degerlendirilip güven ve itimat saglanmalı ve korunmalıdır. Şenlik gelir ve giderlerinde gösterilen hassasiyet ve aleni tutum dernek ve diğer oluşumlar da da örnek bir tutum olarak alınıp değerlendirilmelidir.

26 mayıs 2006

Barış Kültürü oluşturmak!

Dünyamızın savaşlar ve çatışmalarla kaynadığı günümüzde, barışa ve barışı ülkemize ve dünyamıza egemen kılacak bir kültür oluşturmaya çaba harcamak vazgeçilmez insanlık görevimizden biridir.

Birinci ve ikinci İzmir Ulusal Kültür Kongresinin sonuç bildirgesinden aıntılarla konuya dikkatinizi çekmek istiyorum.

"Toplumda, varolan yaratıcı gücün politikaya ve kültüre yansımasını engelleyen etkenler egemendir. İnsanlar yeni yeni araçlar bulmak, ekonomik düzenler için iş gücünü arttırmak ya da tüketici pazarları oluşturmak, sonu gelmez dertlere katlanıp öteki dünyaya hazırlanmak için yaratılmamışlardır.

Topluluklar, korkudan kurtulup güven duymak istiyorlar; kimseye karşı küçüklük duymadan kendi kültürlerini geliştirmek istiyorlar; umutla bir inancın peşine düşmek, coşkulu tasarımlara bağlanmak istiyorlar.

Özgürlük ve demokrasi katılımla gerçekleşebilir ancak.


20.yüzyıl gerçekleştirdiği yeni buluşlarla, geliştirdiği iletişim araçlarıyla yeryüzünde bulunabilecek her türlü bilginin bir anda önümüze gelmesini sağlayabilmiş, dünyanın öteki ucunda yaşanan bir olayı aynı anda karşımızdaki ekrana yansıtabilmiş, birbirinden çok uzaklarda yaşayan insanları umulmadık ölçüde birbirine yaklaştırmıştır. Ne var ki, bu yüzyıl, insanlık tarihinin en kavgalı, en çatışmalı, en kanlı dönemi de olmuştur. İnsanlara birer tüketici gibi bakılmaya başlanmış, "gelişmişlik" terimi, kültürü, uygarlığı kapsamayan, yalnızca ekonomide büyüme anlamında kullanıla gelmiştir.

Bugün, mirasçı olunan kültürün paylaşılması, geliştirilmesi ve geniş kitlelere gerektiği ölçüde ulaştırılması başarılamamıştır. Yapılması gereken, kültürü, bazen denendiği gibi bir çatışma odağına dönüşmekten çıkarıp, onun birleştirici, geliştirici gücünden yararlanmaktır.

Doğuyla Batının kavşağında çağdaş uygarlığın temelini oluşturan sayısız kültürün birikimiyle yüklü topraklar üstündeki Türkiye, geçmişte, bir kültür mozaiği içinde hoşgörüyle birlikte yaşamanın unutulmaz örneklerini vermiştir.

Batılıların büyük bir bölümü İslam dünyasını yalnızca karanlık, kapalı, hoşgörüsüz yanlarıyla tanımaktadır. Bu bağlamda İslam'daki akılcı, özgürlükçü ve hümanist yorumların ve hoşgörü anlayışının destek görmesi ve daha iyi anlatılması gerekir.

Barış Kültürü, barıştan değişik bir kavramdır. Barış Kültürü; eşitlik, adalet, demokrasi, insan hakları, hoşgörü ve dayanışma ilkelerine dayanan ve birlikte yaşamayı, paylaşmayı destekleyen bir kültürdür. Barış Kültürü şiddete karşıdır, anlaşmazlıkların kökenlerine inerek önlem almaya çalışır. Diyalog ve karşılıklı görüşmelerle sorunları çözmeye yönelir. Herkesin bütün haklardan yararlanmasına ve toplumun gelişme sürecine katılmasını güven altına almayı amaçlar. Bu amaçlara kültür, sanat ve eğitim yolları ile ulaşır. Barış Kültürü'nün oluşturulmasından tüm sivil toplum örgütlerinin yanısıra, Eğitim, Kültür ve İçişleri Bakanlıkları sorumludur. Ne var ki, bu yalnızca devlet politikası sorunu da değildir.

UNESCO'nun 1947'de Mexico'da, 1986'da Peru'da, aynı yıl Sevilla'da düzenlediği toplantılarda, psikoloji, genetik, antropoloji, sosyal antropoloji ve beyin araştırmaları uzmanları, modern biyolojinin insanları savaşa mahkum etmediğini ve savaşı yaşayan insanın barışı da yaratabileceğini belirtmişlerdir."


11 Nisan 2005

Hayat ta olmaz, diye bir şey yoktur!

Malatya Basak Der yen i yönetimini kutlar, başta Malatya’da yaşayan köylülerimize ve herkese hayırlı ve ugurlu olmasını diliyorum.

“Bu iş olmaz! Basaklılar biraraya gelemez! Birlik olamazlar! Başaramazlar!” anlayışlarını yenmeyi başaran, olmaz denileni başardıkları için, özellikle de üç arkadaşımızı; Hüseyin Arayıcı-Derviş Doğan ve Funda Yıldırım’ı ayrıca kutlamak istiyorum. Bu arkadaşlara omuz veren tüm arkadaşları, yönetime seçilenleri de kutluyor ve azim ve de başarılar diliyorum.

Darısı diger illerdeki ve yurtdışındaki biz Basaklılara. Beklentimiz odur ki; bu girişim İstanbul ve Ankara derneklerinin çalışmalarına yeni bir azim ve heyacan katar.

BİRLİK, DOSTLUK, DAYANIŞMA-YARDIMLAŞMA ve İLERLEME


Bahara-Yenigüne Merhaba

21 Mart Orta Asya bozkırlarından Ural Dagları eteklerine, Kafkaslar'dan tüm Karadeniz kıyılarından Adriatik Deniz'ine kadar yayilan bir cografyada Bahar bayramı olarak kutlanır ve karşılanır. Türkiyede Nevroz bayramı kutlamaları yakın bir dönemde yasallaştırılarak kutlanmaya başladı. Ayrılıkcı Kürt siyasi guruplarının siyasi bir amaçla kullandığı ve ülke gündemine dayattığı Newroz eylemlerinin aksine Nevroz geleneksel bir bahar bayramı olarak genis bir coğrafyada kabul görmüş bir gündür.

Şiiler-Alevilerde bu günü Hz. Alinin dogum günü olarak anar ve kutlarlar.

21 Mart ayrıca, Birleşmiş Milletlerin yasallaştırdığı Uluslaraarası Irkcılıkla Mücadele Günüdür.

21 mart geniş bir corafyada Bahar bayramı olarak kutlanacaktır.

Tüm etnik, ırkcı, dinsel tabulardan kurtularak ve siyasi amaçlardan bagımsız olarak, bu günü barış, adalet ve kardeşlik günü olarak kutlamak, bölge ve dünya barışı için bir fırsattır.

Nevroz Bayramına farklı yaklaşımlar:

1.
 
Türk Dünyasının Ortak Bayramı
 
 
 
 
 
 

Tabiat ile iç içe, kucak kucağa yaşayan, toprağı "ana" olarak vasıflandıran Türk'ün düşünce sisteminde "baharın gelişi" elbette önemli bir yere sahip olacaktı.

Nevruz, Türk dünyasının kuzeyinden güneyine, batısından doğusuna kadar uzanan engin coğrafyada yaşayan toplulukların pek çoğu tarafından yaygın olarak kutlanan bahar bayramıdır.Bütün bayramların dinî ve millî bir inanıştan, o toplumu ilgilendiren ortak bir hatıradan, geleneklerden, duygulardan ve tabiatın insanlara tesir eden bir olayından doğduğuna inanılır.

Genellikle Nevruz, yani Farsça "Yeni Gün" adını taşıyan bahar bayramı, insan ruhunun tabiattaki uyanışıyla birlikte kutladığı bir bayramdır. Böyle bir bayramın, yani mevsimlerin değişikliğinden doğan özel günlerin, başka başka adlar altında birçok milletin sosyal hayatında yer aldığı da bilinmektedir.

Mesela, Hıristiyan âleminin dinî muhteva ile şekillendirerek ve Noel Baba sembolü ile karlar ülkesinden geyiklerin çektiği kızaklarla neşe ve ümitleri taşıdığı "Noel Bayramı" bunun farklı bir örneğini teşkil eder. Bu kutlamalarda yine bahara duyulan özlem "çam ağacı" motifi etrafında şekillendiriliyor. Aynı zamanda bir takvim değişikliğini de ifade eden bu kutlamalara baktığımızda Türk' ün kutladığı "bahar bayramı"nın da bir takvim değişikliğini yansıttığı görülüyor. Kaynak: öztürkler.com

2.

NEVRUZ/NEWROZ,BAHARI VE HAYATI MÜJDELER

Bir çok demokratik kitle örgütü ortak bir açıklama yaparak ''baharın ve hayatın simgesi olan Nevruz / Newroz kutlamalarının, barışa ve bu tırmanışın son bulmasına vesile olmasını diliyoruz, kutlamalara katılan tüm yurttaşlarımızı ve güvenlik güçlerini soğukkanlı ve sağduyulu davranmaya çağırıyoruz'' dediler...

Bizler barış ve demokrasiyi savunan örgütlerin ve girişimlerin temsilcileri olarak;son haftalarda yurttaşlarımızın ölümleriyle sonuçlanan şiddet olaylarından derin endişe duyuyoruz. Kaynak: Alevi.com

3.

NEWROZ

 

Bütün halkların tarihinde, çoşkuyla kutlanan ve büyük bir anlamı ve önemi olan günler vardır. Bu tür günlerde insanlar en güzel elbiselerini giyer, küskünler barışır ve yaşamın daha da güzelleşmesi için dileklerde bulunulur.

 

Insanlığın beşiği olan Ortadoğu bölgeside zengin yer üstü ve yer altı kaynaklarının çokluğundan dolayı sürekli egemen güçlerin istila ve fetih hareketlerine maruz kalmıştır. Ama her ne kadar egemen güçler kendi sistemlerini bu alanda oturtmaya çalışmışsada  bölge halk-larının büyük isyan ve başkaldırılarına da sebep olmuştur.Işte bu başkaldırmalardan bir taneside, bin yıllardır orada bulunan halklar arasında bugüne kadar ‚Kurtuluş Günü’ olarak kut-lanan Newroz Bayramıdır. Newroz bayramının anlatımda bir çok versiyonu olmasından kay-naklı kimse net olarak geçmişi hakkinda bilgi sahibi olmadığından ve her halkın tarihinde farklı şekilde anlatımları olduğundan bu konuda net birşey söylenememektedir. Ama şu bir gerçek ki, Newroz Ortadoğu halkları için ‚Kurtuluş Günü’dür. Kaynak: Newroz


Köyümüzün bahtı açılıyor. Gerisini halletmek bize düşüyor

11 Mart 2006

Muhtar Hüseyin Akkaya imzası ile bana ulaşan haberder öğrendiğime göre; ilçemiz Hekimhan kaymakamı bayan Tülay Baydar ve beraberindeki İdare Heyeti ( daire müdürleri ) 08.03.2006 tarihinde topluca köyümümüzü ziyaret ederek, uzun süredir köyün ve köylümüzün gündeminde olan sorunların çözümü için; daha önce köye verilen sözlerin yerine getirilmesi ve yarım kalan işlerin bitirilmesi için 2006 yılı devlet bütcesinden yüklü bir miktarda ( 750.000 YTL – 750 milyar TL) ödenek ayırtığı müjdesini vermiştir. Ayrıca; 50.000 YTL (50 Milyar) de köyün tarıma müsait arazilerine su çıkartmak için, supompalama motorlarının alımı için ödenek ayırmıştır. Bunun yanısıra, içme suyu sorunumuzun kesin çözümü için en kısa zamanda doğal su kaynaklarından yenileri katılarak kesin çözümler bulacağını sözünü vermiştir.

Daha önce kaymakamlık yaptığı ilçede adından Çalıkuşu olarak sözedilen kaymakamımız Turgay İpek imzalı haber, Vatan isimli ulusal gazetede 24 Eylül 2005 tarihınde yayınlanıyor. Bu haberden uzunca alıntılarla, Kaymakamımızı yakından tanıyalım.

"26 yaşındaki Tülay Baydar Erzurum'un Köprüköy ilçesi Kaymakamı. Tam bir çalıkuşu. Herkesin yardımına koşuyor. Köyleri, tarlaları dolaşıp okula gönderilmeyen kız çocukları topluyor…. Tülay Baydar ise bilerek çok istiyerek seçmiş Doğu'da kaymakam olmayı... Çünkü bu topraklara yabancı değil. Ağrılı. Öğretmen emeklisi bir anne ve babanın 4 çocuğundan biri. ilkokula beşbucuk yaşında başlamış, 20 yaşındayken Gazi Üniversitesi Iktidadi ve idari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü'nü bitirmiş. Siyaset Bilimi üzerine master yapmış. İlk görev yeri İsparta'nın Yenişarbademli ilçesi. İki yıl önce de Köprüköy'e atanmış. Köprüköy'de yediden yetmişe herkes ona hayran. Kimi 'Hızır Kaymakam' kimi 'Kaymakam abla' diye çağırıyor... Her derde derman bulmaya çalışıyor. Hele kız çocuklarının okuması için ne mümkünse yapıyor. Köy köy dolaşıp okula gönderilmeyen kızları buluyor ve aileleriyle görüşüp okullu yapıyor.

'Beyaz yalanlar söyledim'
İki yılda okula gönderilmeyen 800'ü kız toplam 910 çocuğun okul sıralarıyla buluşmasını sağlamış. "Nasıl başardınız" diye soruyoruz. "Beyaz yalanlar söyleyerek" diyor ve anlatmaya başlıyor: " Kız çocukların okuması ülkemiz için çok önemli. Benim de önceliğim bu. Kendimi örnek gösterdim. Bazılarına da beyaz yalanlar söyledim. 'Yeşil kart almak istiyorsanız eşinizin ve kendinizin okur-yazar olması, çocuklarınızın okula gitmesi şart' dedim." Tülay kaymakam "En büyük idealim insanların hayatında kalıcı değişiklikler yapmak" diyor. Klasik soru: "Kadın kaymakam olmak zor mu?" Gülümsüyor: "Hayır. Köyde insanlar sanıldığı gibi cinsiyetinizle ilgilenmiyor. Hizmet bekliyorlar, kimden gelirse gelsin. Sorunlarını çözdükten sonra sizi devlet olarak görüyorlar."

Bir evelki genç kaymakam da köyümüz ve Hekimhan için takdire değer şeyler yaptı. Halktan kopuk burokratik devlet görevlisinin tersine geriye sevilen ve sayılan bir insan anısı bıraktı. Yeni kaymakam da halka yakın ve sorunlarına duyarlı bir devlet görevlisi olarak yanımızda duruyor. Gerek köyümüz ve gerekse de Hekimhan ve köyleri için bir nimet olan bu insandan olabildiğince faydalanmak, karşılığı olarakda, köyümüze aktarılan her kuruşu heba etmeden ve amacına en uygun ve verimli bir şekilde kullamak bizim boynumuzun borcu olmalıdır. Ferdi çıkarları öne almadan birlik ve beraberlik içinde haraket etmek herkesin yararınadır. Köyümüz ve sorunlarının üstesinden gelmek, ilk başta bizim görevimiz ve sorumluluğumuzdadır.

Devlet desteği ve aktardığı kaynaklar, sorunların çözümünü sürecini kolaylaştıran ve hızlandıran bir muhtevası vardır. Köy yolun asfaltlandıktan sonra korunması, su motorları için ayrılan paranın adaletli ve verimli bir şekilde kullanımı ve korunması ise bizim esas üzerinde düşünmemiz ve durmamız gerekmektedir. Keza, içme suyu sorunumuz ve çözümüde bu perspektifle ele alınmalıdır. Basak Cafedeki bu konu üzerine yürütülen tartışma ve getirilen görüş ve çözüm önerileri, köy idaresince ve köylülerimizce ciddiye alınmalı ve irdelenmelidir.

Köy dışında önemli mevkilere gelmiş ve görevler üstlenmiş olan köylülerimiz, yapılan çalışmaları küçümsemeden degerlendirmeli, olanaklarını ve bilgi ve deneyimlerini seferber ederek destek olmalıdır. Köyde ve Malatya da kurulan Köy Kurulları, Malatya da Dernek kurma gişimleri, köyde ve köydışında köylülerimiz arasındaki ciddi haraketlenmelerin olduğunun göstergeleridir. Köye gelen İlçe İdare heyeti bu haraketliliğin etkisi dışında ele alınmamalıdır.

Örgütlü haraketlilik, adil paylaşım ve sağlıklı ilerlemenin, köyde sevgi ve saygı ortamının oluşturulmasının sigortası durumundadır. Örgütlü yapıları oluşturmak ve işlevli hale getirmek için daha çok çabaya ve zamana ihtiyacımız var.


Kültür Parkı-Merkezi

Bu Köye Yakışır!

18 Şubat 2006

Basak Cafe de açılan Köyde bir Kültür Parkı -Merkezi kurulsun mu? anket sonuçlarına verilen cevaplar ve gelen öneri ve de görüşlerden çıkan sonuç; Köye bir Kültür Parkı-Merkezinin Kurulması yönünde.

Ne yazık ki, köyün ve köylümüzün, artık zorunlu bir ihtiyaç duyduğu ve bu ihtiyacı karşılayacak dogru dürüst bir mekan -alanı yoktur.

Adını ne koyarsak koyalım, çaybahcesi, eğlence ve gösteri alanı, yaz-kış sosyal buluşma yeri, eğitim ve bilgilendirme mekanı, gençlerin yeteneklerini ve becerilerini geliştirecekleri araçlar ve çalışmaların yapılacağı ortamlara cevap verebilecek mekanın oluşturulması güç bir iş değil.

Düğünlerimizi-şenliklerimizi yapabileceğimiz, ölülerimizi kaldırıp, onların ruhuna aşımızı da yiyebileceğimiz, bir mekan bu köye yakışır. Bu mekan için gerekli, imkana sahibiz. Yer olarak yeni idareninde kabul ettiği gibi eski okul ve bahcesi. Yer kafi gelmez ise, komşuların rızası ile genişletilebilinir. Şu an hali hazırda olan Cemevi diye tamir edilen bina, hemen kültür binası olarak hizmete sokulabilir. Zaten kültürel gelenegimizde Cemevi olarak işlev gören bir evimiz var. Büyük katılımlı Cemler işin kuracağımız Kültür Merkezi Salonu bu sorunu da çözer.

Böyle bir girişime çevre köylerden de destek ve ilgi olacağımdan kuşkum yoktur.

Bu konsept projelendirilerek gerekli girişimlere başlanmalıdır. Kurulacak bir komisyon bu projeyi yürütmelidir.

Ancak, projenin başarısı ve devamının garantisi için; gerekli ve zorunlu bir kuruma ihtiyaç var. Bu kurumda tüzel kişiliği olan ya bir dernek, vakıf veya koparatif olmalıdır.

Not: Poje taslak önerisi ve proje görsel tasarımını hazırlamaktayım.


Hollanda’ya işçi ve aile göçünün kısa hikayesi.

26 Ocak 2006

Bilindiği üzere,1960 yılların başında Almanya, Fransa, Hollanda, Belcika ve diğer bir çok Avrupa ülkesine vasıflı ve vasıfsız işçi göçü başladı. Bizim köyden de, 60’lı yılların sonu ve 70’li yılların başından itibaren, özel davet üzerine köylülerimiz işçi olarak Avrupa’ya yerleştiler.

Evbirten ( baba evinden çocuklarının ayrılması ) yeni ayrılan babam, İbrahim Yıldırım da işçi olarak Almanya’ya gitmek için gerekli yasal başvuruları yaptı. Ancak geçmişte yaşadığı bir hastalığı nedeni ile bu müracatı geri çevrildi. 1972 yılında daha önce Almanya’ya işçi olarak yerleşen teyzem Sarı Zeynebin özel daveti üzerine ( Zeynep Tatlı ) Almanya’ya turist olarak gitti. Gitmeden önce bizlerden üçümüzü ( Veli, Hüseyin, Ahmet) Malatya Pötürge ilçesinde, özellikle köy okulları olamyan bölgelerde açılan, Temel Eğitim Yatılı Bölge Okuluna kayıt ettirerek, geride hasta bir kadın ve beş çocuk bırakarak, uzun bir süre bizden ayrıldı.

Babamın Yurtdışı yolculuğunun serüveninin nedeni

Annem Senem Aslan ( Çakmakcı İsmailin kızı ) kız kardeşim Selverin doğumun sonrasında hastalanarak hastanaye düştü. Bir çok kez ameliyat oldu. Hastalık ve hastane masrafları ekonomik olarak aileyi çok zor duruma düşürmüştü. Babamın da niyeti, bir çoklarının denediği yol olan, para kazanmak için orada kalıp kaçak işçi olarak çalışmaktı. Almanya da iki yıl kaçak işçi olarak çalıştıktan sonra, inşaatlarda çalışacak yasal misafir işçi ihtiyacı üzerine , Libya’ya geçiyor. Bir yıl da orada çalıştıktan sonra, daha önce Almanyadaki kaçak işçilik yıllarındaki şartların çok altında çalışmasını kendine yediremeyerek, tekrar Almanya ya geçiyor ve ardından da Hollanda ya kaçak işçi olarak hayata devam ediyor. Bu zorlu ve iniş çıkışlı serüvenün ardından nihayet 1974 yılında Hollanda’da kaçak işçilere tanınan yasal oturum ve çalışma hakkı alınca bu zorlu serüven nihayet annemin duasını kabul ettiriyor ve artık yasal işçi olarak bir restaurantta çalışmaya devam ediyor. Yerleştiği Amsterdam şehrinde, esas mesleği olan inşaat işçiliğine başlıyor. Bir süre sonra inşaatta geçirdiği agır bir iş kazası sonrası, yeni bir işe giriyor. Amsterdam da Amstel Bira fabrikasında bira mayalanma kazanlarının bulunduğu mahzende çalışmaya devam ediyor. Maulen emekli olana kadar bu fabrikada çalışan Babam, çifte vatandaş olup yaşamının büyük kısmını Türkiye de geçirmektedir.

Aile birleşimi ve süreci ve Hollanda da ki Basaklıların durumu:

Annem, rahmetli Senem Aslan, 1978 yılında Hollanda ya gelerek yerleşti. Onu takiben, amcam Seyit Yıldırım istegi üzerine, babam kendisini Hollanda ya davet etti. Burada rahat edemeyen amcam tercihini, Almanya Sututgartta oturan kayın babasının oldugu yere yaptı. Almanya da siyasi sığınma isteminde bulunup kabul ettirerek yaşamını burada sürdürmektedir.

Aile birlesimi hakkından yararlanarak bu serüvene 1980 yılının Eylül ayında ben katıldım. Liseyi bitirdikten sonra, üniversite sınavlarında, istediğim bölüme, yüksek puan tercihinden dolayı, her hangi bir yüksek okula veya üniversiteye kayıt yaptıramayınca; tercihi Holland’ya gitmek yönünde kullandım. Beni, bir yıl sonra diğer kardeşlerim takip etti. Ailece 1983 yılında Sivaslı bir hemşerimizle birlikte 1979 yılnda açılan bir Türk lokantasını devren satın alıp, kendimize yeni bir gelir kapısı aralamış olduk. Bir yıl sonra hemşerimiz ayrılarak Lokanta tamamen bizim yönetimimize geçti. Sıkıntılı olan ekonomik durum böylece rahatlamış ve biriken borçlar ödenmiş oldu. Bu arada bizlerde okullara devam ettik.

Annem Senem zamanla restaurantın değişmez elamanı ve sahibi olmuştu. Babamın erken emekli durumundan dolayı annem hem restaurantı hemde aileyi yönetir olmuştu. Ve giderek işletme ile özdeş olmuştu. Amsterdam da restaurant işleten göçmen çagdaş-müslüman ilk Türk kadını girişimcisi olarak iz bırakmıştır. Sevecenliği hoşgörüsü ve merhameti ve idaredeliği ile gerek aileyi ve gereksede çevrede bir sürü insanın morel sığınagı durumunda idi. Deyim yerinde ise anasızların anası idi. Bu nedenle sevilen ve sayılan bir kişilik idi. !984 yılında Kemalın kızı Fındık Aslanla evlenen kardeşim Cafer doksanlı yılların başında kendi restaurantını açarak yeni bir gelir kapısı açtı. Şuan kız kardeşiin eşi olan Soner Karayel o işletmede uzun yıllar garson olarak hizmet verdi.

Kardeşim Hüseyin 1988 ve ben 1989 yılında Sosyal akademiyi bitirerek mezun olduk. Veli kendini sanata verdi. Fotograf ve resimle ugraşıyor. Kardeşim Selver de nihayet O da Sosyal Toplumsal İşler Akademisinden mezun oldu.

Gıyıgın Alisinin kızı Zeynep ile evlenen kardeşim Hüseyin evlendikten sonra avukat olan eşi ile İstanbulda yaşamaya devam etti.

Bizler yetmişli, seksenli ve doksanlı yıllarda devam eden "solculuk-devrimcilik" akımının hala etkisinde kalarak deyim yerinde ise ailece parçalanmıştık. Babam Alevi Bektaşi örgütlenmesine kendini kaptırmış, ben de Halkın Kurtuluşu, diğer kardeşlerim de bilmem ne yoluna kendilerini kaptırmış idi. Sadece abim Cafer ve annem bunları dışında idi. Bu durumda kimsenin kimseyi taktığı yoktu. Bu hoşnutsuz ve huzursuz ortamda aile olarak parçalanmıştık ve de ortak bir iş yapacak durumda değildik. Zeynebin rahim kanserinden erken aramızdan ayrılması bu sıkıntılı ortamın tuzu biberi oldu. Rahmetli anmem hastalıklara ve aile içerisinde başgösteren huzursuzlukların da etkisi ile 1994 yılı Ekim ayında aramızdan erken ayrıldı.

Diğer akrabalarımızın Hollandaya geliş ve kalış hikayeleri kısaca söyle:

1990 lı yılların başında acam oğlu Celal Yıldırım istek üzerine Hollandaya gelip Restauranta aşcı olarak çalıştı. Bir kaç yıl sonra Almanyadan Hüseyin Koluaçıkın kızı Fındık ile evlenip Almanya ya yerleşti. Kardeşi Cemal Yıldırım aynı yoldan Hollandaya gelerek bir süre burada kaldıktan sonra O da, Fransa da akrabamız Hüseyin Yıldırım ( Kamog Hüseyin ) kızı Fındık ile evlenerek yaşamına orada devam etmektedir.

Benzer ve zorlu bir serüvene akrabamız HÜseyin ( Patik ) dahil oldu. Kaçak olarak Hollandaya gelen Hüseyin abi, bizim restaurantta uzun süre aşcı olarak çalıştı. Kaçak işçilere tanınan oturum müsadesinden faydalanarak yasal oturum iznine kavuştu. Eşi Şaboğ ve oğlu Yüksel Yıldırım da üç-dört yıldır Hollanda da birlikte yaşamaktadır.

Aynı yıllarda teyzemoğlu Hakan Çalışkan özel davet üzerine Amsterdama gelerek iki yıl Amsterdamda kaldı.

Geçtiğimiz yıl Canon şirketinin Avrupa reorganizasyon burosunda çalışan Murat Dayanıklı eşi ve bir çoğu ile bir yıldır Hollanda Amsterdam şehrinde yaşamaktadır.

Hollandada yaşayan bizim Basaklılar

İbrahim Yıldırım ( 1937 ) emekli

Senem Yıldırım ( 1939-19994)

Cafer Yıldırım ( 1960) restaurant işletmecisi Nazar Restaurant

Fındık Aslan ( 1964) işçi

Cocukları : Eren ( Amsterdam, 1985 ) tıp birinci sınıf. Eylem (Amsterdam 1990) öğrenci

2.

Ahmet Yalçın Yıldırım ( 1961) Organizatör

Çocuğu. Babo Jan İbrahim Bartholomeus ( Hollandalı anadan, Amsterdam 2001)

3.

Hüseyin Yıldırım (1963) Restaurant İşletmecisi Saray Restaurant

Naşata Üniversite işletme öğrencisi

Cocukları: Ekim Can ( Ana, Zeynep Arayıcı Türkiye , 1994 ) ögrenci

Maksim ( Naşata, Amsterdam1999 )

4.

Veli Yıldırım ( 1964) Ressam, bekar

5.

Selver Yıldırım ( 1966) Sosyal Danışman Sosyal Hizmetler

Soner Karayel Aşcı ( Kayseri )

Cocukları: Su Dilara ( 2003 ), Che Ran ( 2004 )

6

Hüseyin Yıldırım ( Patik Hüseyin) emekli

Sehriban ( Şaboğ) evkadını

Yüksel 1979

Murat Dayanıklı Bilgisayar programcısı Canon
Feyza Dayanıklı Advukat

Bir cocuklari var. Ismi Onat

Amsterdam da ( + - ) Toplam 20 Basaklı yaşamaktadır

Not : Tarihlerde yanılabilirim


Aralık 2006

Köyümüzün, gelişip kalkınmasının ve ilerlemesinin önünü tıkayan sorunlarını aşacak güce ve iradeye sahibiz!

 

Köyümüzün ilerlemesini yürekten isteyenleri olarak; köyün sorunlarını hep birlikte olanaklarımızı seferber ederek çözebileceğimize inanıyoruz. Son bir buçuk senede köyde başarılan işler ve yapılması için alınan sözler, hepimizi sevindiren ve de övünebilecegimiz çalışmaların ilk adımlarıdır. Köyümüzün kalkınması ve gelişip çağdaşlaşması ve de özlemini duyduğu sosyal refaha kavuşması için; köyde ve dışarda yaşayan bütün Basaklılara önemli sorumluluklar düşmektedir. Başta köy muhtarı ve köy idaresi olmak üzere tüm köylüler sorumlu davranıp, köyümüzün çıkarlarını kendi çıkarlarının üstünde tutup, aralarındaki ilkel ve kısır çekişmeleri bir tarafa itip, birlik ve beraberliklerini pekiştirip, çocuklarımıza ve gelecek kuşaklara, örnek alacakları ve övünebilecekleri bir Basak teslim etmekle yükümlüdürler.

Son 30 yılda köyümüzdeki değişimler

 Köyümüz, yetmişli yılların ikinci yarısından itibaren sosyal, kültürel ve ekonomik olarak bir hayli gelişme ve ilerleme kaydetti. Bu yıllarda yurtdışı ve yutiçine yoğun bir göç verdi. Bu dönemde, köyün yolu açıldı ve içmesuyu şebekesi kuruldu. Köyde toprak erozyonu ile mücadele kapsamında ilk iş olarak, köyde keçi bulundurmanın yasaklanması saglandı. İzinsiz agaç kesimi yasaklandı. Tarımda üretimi artırmak için sulama kanalları açıldı. Yurtdışından ve yurtiçinden köylülerimiz, Köy Kalkınma ve Dayanışma Üretim Koparatifini kurdular. Köy koparatifinde genç kızlarımıza halı dokuma kursları açıldı. Bunun yanısıra köye saglıkocağı yapıldı ve bir ebe atandı. İlkokulun yeri değiştirildi ve yeni binalar yapıldı. Bu değişim ve ilerlemelerin sonucu olarak, köyden çok sayıda öğrenci orta-lise ve yüksek okula devam edip meslek sahibi oldu. Kısa bir zaman diliminde köyde yaşanan bu değişim ve ilerlemede köyümüz öğretmenlerinin ve zamanın köy idaresinin çabaları yanısıra, köylümüzün birlik ve dayanışma içerisinde oloması ile mümkün oldu.

Seksenli yılların başından itibaren Türkiye’de ciddi değişimler oldu. Bu durum köyümüzü olumsuz etkiledi. Dışarıya göç yogunlaştı. Siyasi iktidarın köye yönelik bilinen baskıcı ve izole edici politikaları sonucu, köyümüz sorunlarına sahip çıkamaz oldu. Köyde yaşlı kuşak ile genç kuşağın ilişkilerin kopmasına ve manevi bağların ve değerlerin zayıflamasına neden oldu.

Seksenli yılların sonuna doğru köyde kaysı üretiminde bir nispi artış gözlendi. Bu gelişme köyde yaşayanların ekonomik gelirlerini arttırdı. Türkiye ekonomisindeki liberalleşme ve piyasa ilişkilerinin her alana hakim olması ile köyde sosyal ve kültürel alanda ciddi bir kırılma ve değişime neden oldu. Gelenek ve göreneklerdeki çözülmenin yerini, yanlızlaşma, haksız rekabet, güçlünün güçsüzü ezmesi, kayıtsızlık vb. ilkel değerlere terketti. Günlük hayatta, komşu komşusuna selam vermez duruma geldi. Sevgi ve saygı ortamı, yerini tahamülsüzlük ve birbirini çekememezliğe bıraktı. Bu dönemde köy idaresinin de köye olumlu bir etkisi ve katkısı sözkonusu olmadı. Yurtdışında ve yurtiçinde de gurbetteki köylülerimiz arasında da farklı bir gelişme yaşanmadı. Gurbettekilerin köye ziyaretleri azaldı, ilşkiler kopma noktasına vardı. Ankara ve İstanbuldakilerin köye yönelik bazı çalışmaları saymazsak, yurtdışındakilerin maddi ve manevi destekleri de giderek azalan bir seyir izledi.

Doksanlı yılların ortasından itibaren Türkiye ve yurtdışında, ihtiyaçtan olacak ki; Türkiyeliler arasında köy ve hemşeri dernekleri isimli yeni bir örgütlenme tipi ortaya çıktı. Bu yeni durumdan olumlu olarak etkilen bizim köylüler de, Ankara ve İstanbul da Basak Köylüleri Kalkınma Yardımlaşma ve Daynışma Derneği isimli dernekler kurdular. Bu derneklerin kurulması ve çalışmalara başlaması, gerek dışardakiler ve gerekse de köydekiler üzerinde olumlu bir etki yarattı. Özellikle Ankara derneğinin geçmişteki çalışmaları ve girişimleri sonucu köye önemli faydaları oldu.

Köyümüz, deyim yerinde ise, yeni bir kabuk değişikliğinin sancılarını çekmektedir

 Son yerel seçimler sırasında, köyün ertelenmiş ve birikmiş sorunları muhtar adayları tarafından dile getirildi. Adaylar, sorunları çözmek ve ayrımsız köye hizmet edip çalışacaklarının sözünü verdiler. Demokratik bir yarış sonucu yapılan seçimde, genç nesilden biri muhtar seçildi. Yeni muhtar, oylar sayılıp sonuç kesinleştikten sonra, köye ve köylümüze ayrımsız hizmet edeceğini açıkladı. Diğer adaylarda, köy için yapacağı her hizmet için, her zaman muhtarın yanında olacaklarını ve destekleyeceklerini esirgemeyeceklerinin sözünü verdiler.

Yeni muhtar ve köy idaresi, seçilir seçilmez köyün birikmiş sorunlarına el atmaya başladı. Köy içinde bir kaba çöp temizliği yapıldı. Köyde, kanalizasyon yenilenerek atık sular pislik toplama çukuruna dökülmesi gerçekleştirildi. Sağlıkocağı tamir edilerek tekrar hizmete sokuldu ve ebe atandı. Köye Anaokulu sınıfı açıldı. Köy ile Hekimhan arası yolu yenileterek, köyiçine yollar açıldı, mezarlığa yol yapıldı. Ören ile yol bağlantısını sağlandı. Yeni su deposu yapıldı ve mezarlığa su kaldırıldı. Okulumuzun su ihtiyacının giderilmesi için, köy hizmetleri boru verdi. Okulun suyu yeni depodan ayrı bir hatla getirilecek. Köyün heylan bölgesi olması dolaysıyla, istenen keşif tamamlandı.

Bu çalışmaların hepsi, son bir buçuk yıl içinde başarıldı. Köye bir ziraaat mühendisi alınması, köye bir kültür merkezi kurulması, köy yolunun asfaltlanması vb. girişimlerde devam ediyor.

 Köyşenliği ve sonrası ve köyde ve köydışında olumlu gelişmeler

 Bu yıl üçüncüsü gerçekleştirilen Yazşenliği; köyün sorunların dile getirilmesi, köyün dışarıda olumsuz olarak algılanan imajının düzeltilmesi, köyümüzün tekrar adının duyulması ve zedelenen saygınlığının kazanılması, köye yardım ve desteğin artmasına vesile olmuştur. Ayrıca; gerek köylülerimiz arasında gerekse de bölgemizde insanlarla arasında, birlik, dayanışma ve barış istemlerinin dile getirilmesi için bir kürsü olmuş, köyümüz dışından da insanların katıldığı bir ilgi odağı durumuna gelmiştir.

Köyde kısa sürede bu kadar iş kotarılmasında şenliğin payı büyüktür. Köye yeniden dışarıdan ziyaretci akının artması, sosyal ilşkilerin yeniden canlanması ve manevi bağların tekrardan güçlenmesinde şenlik aracı olmuştur. Bu başarı Tertip Komitesi ve köy idaresine ve de hepimize aittir.

Şenlik, yurtdışındakilerın ilgisini çekmekte ve köyle bağlarını güçlendirmektedir. Geçtiğimiz mayıs ayında Almanya Wuppertal şehrinde köylülerimiz ilk defa bir toplantı gerçekleştirdi. Köylülerimiz köyle dayanışma etkinliklerinin yapılması konusunda birleşmekteler. Kısacası yeniden birlik ve dayanışma bağlarımızın kurulmasında şenlik önemli bir misyon görevi görmüştür.

Köyümüz tanıtılmakta ve köylülerimiz arasında iletişim sa ğ lamaktadır

Köyümüz ilgili gelişmeleri, sorunlarını ve tarihini son iki yıldır www.basakli.com web sitesinde köylülerimiz ve kamoyu bilgilendirilmektedir. Eylül 2005 den beri www.basakli.de web sitesinde Basak Cafe isimli forum sayfası ile köylülerimiz arasında sanal ortamda ilşki kurma, tartışma, köyün sorunlarını dile getirme ve çözüm yolları arama işlevini başarı ile yerine getirmektedir.

Köye dışarıdangelen yardımlar ve destekler artarak devam etmektedir

Köyümüze, destekler ve yardımlar çeşitlenerek devam etmektedir. Köyümüz genç öğretmenleri köy okulumuza bir fotokopi makinası ve bilgisayar almışlardır. Ali Aray ıcı ( Çavuşun oğlu) yine okulumuza ikinci bir fotokopi makinesi almıştır. Köyümüz okuluna, İstanbul da yaşayan Veli Doğan ve Ali Doğan insiyatifi ile Kardeş Okulu kampanyasında İbnis Sina İ.Ö.Okulu - Bakırköy yardımda bulunmuştur.

Tıstanın çocukları 1200 euro bagışta bulunarak, mezarlıga su götürülmesine yardımcı oldular.
Hüseyin Aslan ve oglu Hasan Aslan(çakmakçının oglu) ilköğretimdeki 30 öğrencinin çanta, ayakkabı,ve kaban (Gocik) ihtiyaçlarını karşıladı. Küçük Hüseyin, anasınıfının bir yıllık kırtasiye ihtiyacını karşıladı. Hüseyin Çalışkan (Hüsöğ) İböğün kardeşi, şenlikte vadettiği bilgisayarı okula teslim etti.

Üzerine gidilmesi gereken acil sorunlar

İnternette Basak Cafe isimli forum sitesinde ve Basaklı.com da, Türkiye ve yurtdışından köylülerimiz, köyün sorunlarını dile getiren ve çözüm arayan tartışmalar yanısıra anket sorularını cevaplayarak görüşlerimizi bildiriyoruz. Bu tartışma ve anket sonuçlarından haraketle, köyümüzün acil ve çözüm bekleyen sorunlarını, dile getirmeyi ve öneri ve taleplerimizi iletmeyi, köyümüzde b izi üzen ve rahatsız eden davranış ve durumları muhtarlığa ve köylümüze iletmeyi bir görev biliyor ve sorumlulugumuzu yerine getirmek istiyoruz.
Köyümüzde ciddi bir yenilenme çalışmaları yanısıra ilerlemeye yönelik çabaları takdirle karşılıyor ve başta muhtarı, köy idaresini ve dayanışma ve destekde bulunan herkesi takdir ediyor kutluyoruz. Köyümüz ve insanlık için faydalı olan her girişim ve çalışmayı da desteklemekle kalmayıp köylümüzün ve muhtarımızın yanında olacağımızın bilinmesini istiyoruz.

Su sorunu

Köyümüz, barındırdıgı su potansiyelini yeterlice değerlendirememektedir. Eskiyen ve yeni ihtiyaçlara cevap vermede yetersiz kalan bir su şebekesi mevcuttur. Örnek olarak; yazın kimi evler içme suyu sıkıntısı çekerken, içme suyundan diğerleri bahçelerini sulamaktadır. Bu durum köyde birlik ve huzuru bozan en önemli sorunlardan biridir. Köyün tüm kaynak sularının verimli ve adil bir şekilde değerlendirilmesi ve kullanımı için kararlar alınmalı ve uygulamaya geçilmelidir.

Erozyon mücadele ve ağaçlandırma

Köyde erozyonu önleyecek, su kaynaklarını besleyecek, köyün ilerleyen yıllarda yeşillenmesini ve de doğal hayatının çeşitlenmesini ve de güzelleşmesini sağlayacak olan ağaçlandırma çalışmaları yine öncelikli sorunlardan biridir.

Morg-sogutucu depo

Acil olarak çözülmesi gereken bir diğer sorunda; köyde cenazelerimiz koyabilecegimiz ve de yapımı çok basit olan bir sogukhava deposunun bulunmayışıdır. Köy idaresi olarak en kısa zamanda bu sorunun cözümü için karar alması ve harakete geçmesini bekliyoruz.

Cemevi ve Kültür Parkı / Merkezi girişimleri ve Şenlik yeri

Morg: Köyümüzde geçmiş yıllarda toplanan bağışlarla Cemevi olarak onarımı yapılan ve kullanılmaya hazır hale getirilen eski okulun, hala faliyete geçmemesi ve depo olarak kullanılmasını üzüntü ile karşılıyoruz. Siyasal iktidarın Cemevlerine çağdışı bakış acısından dolayı açılamayan bu binanın, Kültür Merkezi olarak açılmasının önünde hiç bir engel yoktur. Cemevi de bizim için bir kültür yeridir.

Kültür Parkı/Merkezi: Gençlerimiz boş zamanlarında, yeteneklerini geliştirecekleri, kendilerini yetiştirebilecekleri ve zamanlarını değerlendirecek ortamlar aramaktadır. Çocuklarımız için bir tane de olsa bir oyun alanı yoktur. Kadınlarımızın, yaşlılarımızın buluşup dertleşeceği doğru dürüst mekanları yoktur. Kurulacak olan bir Kültür Parkı ve içerisinde var olan sosyal mekanlar bu ihtiyaca cevap verecektir. Unutmayalımki, karın doyukluğu, insanı tek başına mutlu ve huzurlu kılmaya yetmiyor. İnsanımızın sosyal ortamlara, dinlenme ve eğlenmeye, bilgilenmeye, eğitim ve ögretime, kendini geliştireceği ve yenileyeceği kültürel ve de sanatsal etkinliklere ihtiyacı var.

Şenlik yeri: Köyde şenlik yapacağımız doğru dürüst bir alan yoktur. Yine proğramı başarılı ve verimli kılacak araçlardan yoksunluk var. İşte bu nedenle, Kültür Parkı ev Merkezi artık bir gereklilik olarak önümüzde duruyor. Eski okulun bahcesi ve çevresi buna uygun. Ayrıca eski koparatif binası tamir edilerek, kurslar, bilgilendirme toplantıları, kültürel ve sanatsal faliyetler için faal hale getirilebilinir.

Bizi rahatsız eden ve üzen vakalar

Köyde, özellikle köy dışında yaşayan bizleri üzen bir takım olaylar ve davranışlar, köyün gelişmesinin önünde engel olmakta, köyün adını zedelemekte, birlik ve dayanışma ve huzur ortamını bulandırmakta ve bizleri rahatsız etmektedir.

Bu olumsuzluklara bir kaç örnek vermek gerekirse:

- köyde ve dışarda dedikodusu yapılan yanlış davranışlar ve olaylar,

- köyde haksızlıklar ve kayırmacılıkların yapılması ve hoşgörülmesi,

- köy idaresi ile köylü arasındaki ilişki kopukluğu ve dolaysıyla köylünün köy ve sorunlarına yönelik aktif katılımının sağlanmaması.

Köy idaresinden; köyümüzü sevenler ve yakından takip edenler olarak, köyümüzün çözüm bekleyen acil sorunlarına bir an önce el atmasını, köyümüzü ve biz insanlarını rahatsız eden ve üzen davranışların bir daha tekrarlanmaması, yapılan haksızlıkların önüne geçilmesi için başta muhtar ve idare olmak üzere tüm köylülerimizi uyarmayı bir görev biliyor, uyarılarımızın, eleştirilerimizin, önerilerimizin ve taleplerimizin ciddiye alınmasını bekliyor, üzerimize düşen sorumluluğa ve özveriye hazır olduğumuzun bilinmesini istiyoruz.

Köy idaresinden beklentilerimiz ve taleplerimiz.

A. Karar alma yaptırım oluşturma

  1. Köy idaresi; köyün kaderini ilgilendiren konularda köylüyü önceden bilgilendirmeli ve fikir oluşturma ve karar alma sürecine katmalıdır.Yapılan çalışmalar ve alınan kararlar köy toplantıları yapılarak değerlendirilmeli ve sonuç herkese bildirilmelidir ( iletişim araçlarından yararlanarak yurtiçi ve yurtdışındakiler bilgilendirilmesi sağlanmalıdır)
  2. Alınan kararların uygulanması ve başarılması için köylüye yaptırımgücü uygulanmalıdır. Uygulama sırasında, ne muhtar ne de hiç bir aza yetkisi dışında keyfi davranışa yeltenmemeli ve de müsade edilmemelidir.

B. Köyün kalkınması ve refahı için

1. Tarımda üretimi çeşitlendirecek ve verimliliği artıracak uygulamalara geçilmesi ve köyün gelir düzeyini yükseltmeye yönelik kararlar almalı ve nasıl gerçekleşeceğine yönelik, bilir-uzman kişilere veya bir kuruma, araştırma yatptırılmalı ve bir kalkınma planı hazırlatmalıdır

2. Köyün çevre kirliliği ve ciddi boyutlarda olan sağlık sorununa el atmalı ve önlemlerini almaya yönelik bir plan oluşturmalıdır

3. Köyün ortak değerlerin ve malının korunması ve kullanılmasında azami dikkat gösterilmeli ve önlemleri alınmalıdır. ( meraların kullanımı, köyün erozyona karşı agaçlandırılması ve bitki örtüsünün korunması, yabani hayvanların korunması, av yasagına dikkatle uyulması, tarımda kullanılan zehirli ilaçların denetimi vb. gibi)

C. Manevi yönün güçlendirilmesi

1.Köyde huzur ortamını bozan davranışların hoşgörülmemesi ve önlemler alınması

ve köylü arasındaki sorunlara, idarenin anında tavır koyup sorunu çözmesi

  1. İdarenin kararlarına uymayıp tavır alanlara belirli yaptırımların uygulanması ve köylü ile beraber ortak tavır alınması,
  2. Köyde eğitim kurumlarına gerekli duyarlılığın gösterilmesi ve verimliliği artıracak önlemler alınması,
  3. Köyde çocukların, gençlerin ve kadınların boş zamanlarını degerlendirecekleri, oyun oynama ve eğlenme ortamının sağlanması, bilgilenecekleri, yeteneklerini ve becerilerini geliştirecekleri sosyal ve kültürel mekanların açılması.
  4. Köyde haksızlıga ugrayanlara destek olmalı ve haksızlık yapanlara karşı köy idaresi ve köylü tavır almalıdır
  5. Köy fonunu güçlendirecek uygulamalara gidilmeli ve diğer fonundan yardıma muhtaç ailelere ve kişilere yardım edilmeli ve destek sağlanmalıdır.
  6. Köy idaresi, yurtiçinde, Malatya, Ankara, İstanbul, İzmir ve yurtdışında Almanya, Fransa ayrı ayrı ilişki kurulmalı ve köyün sorunları ve çözüm yolları arayışında birlikte haraket edilmelidir.

 D. Devlet kurumları ve fonlardan azami faydalanma

Köyün ekonomik, sosyal, kültürel kalkınmasına yönelik kısa ve uzun vadeli planlar için, başta devlet fonları olmak üzere; ulusal ve uluslararası fonlardan yararlanmalıdır.

Başta muhtar ve azalar olmak üzere, büyüklerimizin çabaları ile köyümüzünde sağlanacak olan birlik ve beraberlik, köy dışında yaşayan biz basaklıları da mutlu edip sevindirerek, köyle bağımızın güçlenmesine ve köye ilgi ve desteğin artmasını sağlayacaktır.

Kalplerimiz, her yönden kalkınmış, ilerlemiş daha güzel bir Basak için çarpması dileğiyle,

saygılar ve sevgiler!

 

Not: Altta imzası olanlar olara, daha önceki haline evet dediniz. Sizden tekrar ricam bu bildiriyi yeniden düzenlemiş hali ile okuyup bana, itirazınız yoksa tekrar bildirmeniz.

E-mail yildirim203@hotmail.com adresine bildiriniz.


Geçikmiş bir açıklama !

16 Şubat 2006

Gazi ( Hüseyin Arayıcı) öğretmenin Biraz Özeleştiri başlıklı yazısına cevaben yazdığım yazının alıntısını bir kere daha yayınlayarak, fazla gecikmeden yanlış anlamaların önüne geçmek ve hatalı tutumları uyarmak istiyorum. Bilindiği gibi Basak Cafe de aktif olarak tartışmalara ve düşünce üretimine katıldığım ve tatsız sataşmalardan sonra kendimi geri çekmek durumunda kaldım.

Altaki düşünce ve önerilerin neden arkasında durmadığım ve oluşum aşamasında olan Kurula ve çalışmalarına neden katılmadığımın asıl nedeni ferdidir. Her ne kadar benim önerdiğim şekilde bir model olmasa da; Kuruluşun yapacağı her faydalı çabayı ve girişini destekliyor ve önemsiyorum.

Dileğim, Kurulun köylülerimizi temsil etmede ve sorunlarını belirlemede ve de çözüm üretmede başarılı olması.

Şimdiden kendilerini kutluyor ve başarılar diliyorum.

Yazı 1: 25 12-2005

Gazi Hüseyin merhaba,

Özeleştiri deyince ben kişinin kendisi ile objektif olarak hesaplaşması eylemi olarak algılıyorum. Her kişi bu yeteneği gösteremez.

Gösterebilen kişi olgunlaşmış kişi demektir. Önü açıktır. Kamil insan olmaya adaydır.

Gelelim senin eleştiri, uyarı ve sıkıntılarına. Bu sıkıntıları yaşayan bir kaç insandan biriyim. Zaten sıkıntı duyanlar sorunlara dört elle sarılırlar. Çükü o sıkıntısını duydugu sorunu kendi sorunu olarak kabul etmiştir.

Bu durumda olanların sayısı az. Bunda anormal bir durum yok.
Bilemiyorum bundan bir ay öncede benzer eleştiriler gelmişti.

Benim kanaatim o ki; sorunlarımızı daha belirleme ve sıralama aşamasındayız. Bu konuda yeni görüş belirtip, çözüm önerileri sunuyoruz.

Dillendirdiğimiz sorunların direk muhatabı Muhtar ve Köy idaresi olmasına ragmen aramızda bir direk iletişim yok. En azından muhtar tartışmalara katılmıyor. Veya katılamıyor. Ancak şu yada bu şekilde duyuyor okuyor.

Köyümüz sorunlarını dilegetirdiğimiz bildirgeye 12 arkadaş imza verdi.
Bu bildirgede sorunlarımızın çogu dillendirildi. Eklemeler yaparak köy idaresine yılbaşında iletmek üzere bizzat ben Türkiyeye geleceğim.

Bunun yanında acil olarak saglık sorunu ve Saglıkevi ön plana çıktı.
Morg ve agaçlandırmada buna dahil.

Muhtar ve azaların belirlediği başka konular ve çalışmalar var.

Dogrudur çok sorunu tartışıp, ardından bir diğerine geçtik.

Bu ortamda isteyen istediğini tartışabiliyor. Forum özelliği bu.

Bu eleştirilerden sonra benim çıkardığım saptama şu:

Bizim başta köy idaresi ve köylülerle, Ankara ve İstanbul Dernekleri ve de yurtdışıda insiyatif sahibi köylülerimizle aramızda iletişim, danışma ve koordineyi sağlayacak ve sorunlarımızın takipcisi olacak bir kurula ihtiyaç var.

Kurulun üyelerini belirleyip onaylayalım.
Kurul üyeleri bir federasyon yönetimi gibi çalışsın.

Bence bu tür tartışma ve eleştirilerinde muhatabı olur.
Kimse kendi başına buyruk olmaz.

Bunu derken faydalı ve yaratıcı insiyatiflerin önüne geçilsin demiyorum.

Şenlik için kampanyalar için kişiler yine ekip kursun.
Mesale saglık için bir kaç arkadaşımız ugraşırken, ağaçlandırma için diğer arkadaşlar insiyatif geliştirsinler.

Keza Kültür merkezi içinde diğer arkadaşlarımız.

Ama bunları da yönlendiren, denetleyen ve destekleyen üst Kurul olsun.

Muhtarlıkla eşgüdüm haraket etsinler.

Ne dersiniz?

 

Yazı 2: 28-12-2005

Merhaba Canlar,

Koordínasyon Kurulu, önerime gelen olumlu cevaplardan haraketle,
bir an önce uygulamaya geçelim.

Kurul üyelerinde aranan özellikler için önerim:

Şu ana siteye üye olan ve aktif düşünce üreten ve insiyatif geliştiren,
pratik olarak bir işin ucundan tutan her arkadaş bu kurulun üyesi olsun.
Siteye üye olmayıp da pratik olarak kurula katılacak kişileri ise hemen tesbit edip, haberdar edelim.

Birinci aşamada Kurul üyeleri kendi aralarında yazışarak ( internet aracılığıyla)
Köyün acil orta ve uzun vadeli sorunlarını tesbit etsin.
Kararlar alsın ve denetlesin. Kampanya, basım yayım işlerinin sorumluluğunu üstlensin. Köy idaresi ile eşgüdümlü ilşki yürütsün ve köy parlementosu görevini görsün. Muhtar ve azalar hükümet ise Koordinasyon kuruluda bir nevi köy meclisi işlevinde olsun.

Türkiye:
Köyden 3 kişi
Malatya ve çevresinden 3 kişi
İstanbuldan 3,
İzmirden 3,
Ankaradan 3 belirlensin.

Yurtdışından;
Almanyadan 5,
Fransadan 3,
ve diğer ülkelerden birer kişi ( 3 kişi) toplam 11 kişilik yurtdışı kurulu olsun.

Bu arada tek kişi olarak kurula katılacaklarla birlikte geniş katılımlı bir koordinasyon kurulu ve bu kurulun seçtiği bir 3 kişilik sekretaryası olsun.

Koordinasyon Kurulu, fikir oluşturma, karar alma denetleme görevini üstüne alırken, yürütme kurulu basın ve kurumlar karşısında temsil etme görevi ile yükümlü olsun.

İlk etapda, tüzel kişilik ( gerekli olduğuna karar verilinceye kadar) kazanana kadar böyle devam etsin..

Wuppertal toplantısı yurtdışından kurul üyelerini belirlenmesi için bir fırsat bu fırsatı degerlendirebiliriz.

Yanlış anlaşılmasın bu benim öneri ve düşüncelerim.

Tepkilerinizi bekliyorum.
Hoşca kalın

Ahmet Y. Yıldırım

Yazı 3: 3 Ocak 2006

TASLAK METİN

Basak Köylüleri Birlik ve Sosyal Dayanışma

Koordinasyon Kurulu, İnsiyatif Komitesi Çağrısı

....

Köyümüzü ve köylülerimizi temsil edecek bir birliğe ihtiyacımız var.

Son üç yılda köyümüzde ciddi bir yenilenme ve kalkınma çabaları var.

Bu yıl dördüncüsü yine birlikte gerçekleştireceğimiz Köyşenliğimiz, çevrede ve bölgede bir ilgi odağı olmaya devam etmektedir.

Köyiçi ve köy dışı yollarının genişletilmesi ve yol ağının çogaltılması, saglıkevinin yeniden hizmete açılması, yeni su deposu ve kanalizasyon yenilenmesi, köy okuluna yapılan araç-gereç yardımı yanısıra köyle ilişkilerin canlanması, Basak Cafe Forumda ve Basaklı.com sitelerinde köyümüz sorunlarının tesbiti ve çözüm önerilerinin onlarca insan tarafından tartılışıyor olması, özellikle köy dışından insanlarımızın samimi çabaları ve insiyatif geliştirmeleri, köyümüzde ve köylülerimiz üzerlerindeki uyuşukluğun ve ilgisizliğin atılması birlik, dayanışmamızı körüklemektedir.

Basak köyünün ve köylülerinin birlik, beraberlik içinde sorunlarının çözümü ve çözüm yolları için fikir geliştiren, görüş sunan ve çaba harcayan her çabayı takdir ediyor ve önemsiyoruz. Somut adımların atılabilmesi için bir fikir ve eylem birliğine hızla ihtiyacımız var. Elbette, köy idaresi canla başla köyümüz için uğraşıyor. İstanbul ve Ankara köy derneklerimiz amaçları dogrultusunda çalışma yürütüyorlar, yurtdışında köylülerimiz dayanışma etkinlikleri yanı sıra köye yardıma devam ediyorlar. Ancak köyle ve köyün can alıcı sorunları ile ilgili karar alma ve uygulamada fikirbirliği oluşturmada, danışma ve denetlemede köy idaresi yanlız kalıyor,. Dayanışma ve yardımlaşmayı sağlamada yetersiz kalıyor. Bu boşluğu dolduran başka bir kurum yok. Bu boşlukları dolduracak ve köyü temsil edecek bir kurula acilen ihtiyaç duyulmaktadır. Bu ihtiyaç çoğu kişi tarafından dillendirildi. Bazılarımızın önerdiği federasyon fikri, yasal zorunluluklar dolaysıyla şimdilik mümkün değil. Onun yerine yasal yükümlülükleri az olana ve esnek olarak çalışabilecek bir kurul bu boşluğu doldurabilir.

Bu birliğin adı, Basak Köylüleri, Birlik ve Sosyal Dayanışma Koordinasyon Kuruludur.

Bir örgütlenme ve birlik modeli olarak kurul, yerel derneklerin ve örgütlenmelerin teşvikcisi ve ilerde koşulları oluştuğunda, hedeflenen güçlü ve örğütlü bir Fererasyonun da ön adımı görevini üstlenecektir.

Kordinasyon Kurulu

Amacı:

- Köyde ve köy dışında yaşayan köylülerimiz arasında birlik ve dayanışmanın oluşmasına yönelik çaba harcamak,

- Köyümüzü ve sorunlarının tesbitinde ve çözümüne yönelik, ortak karar alma, köy iradesini yanlız bırakmama, denetleme ve köye her türlü desteği sağlama, - Köyümüzün ve bulundukları yerlerde köylülerimizin sosyal, ekonomik, kültürel ortak çıkarlarını savunmak ve hakları için çaba vermek.

Amacı gerçekleştirmek için:

- Kurul amacına ulaşmak için; Köyidaresi ile eşgüdümlü ve koordineli bir şekilde çalışacaktır,

- Malatyada, yurtdışında, İzmirde ve mümkünse başka illerde kurulacak olan dernekleri bir çatı altında bütünleştirmek için çaba sarfetmek,

- Köy ve dışarda yaşayan köylülerimizin sorunlarına yönelik, bilimsel çözümler üreterek , öncelikleri belirleyerek, bunların hayata geçirilmesini sağlamaya yönelik, proje üretmek, seminer, konferans vb.düzenlemek,

- Köy yönetimi ile gerekirse de bağımsız bir sivil toplum kuruluşu gibi haraket ederek, çözümlerini hayata geçirebilmek.

- Hem köyün aydınlanması, hemde kalkınması açısından, çocukların ve gençlerin, yeteneklerini geliştirecekleri ve zanat ve sanat-üretimi yapacakları bir kültür ve sanat merkezini hayata geçirmek,

- Eğitime önem veren ve ihtiyacı olan öğrencilere burs vererek ve de burs veren kişi ve kurumlarla dialoğa geçerek, öğrencileri desteklemek.

- "Sağlıklı kişi ancak saglıklı bir ortamda yetişir ve var olur" ilkesinden haraketle, köyün çevre kirlenmesine, doğanın tahrip olamsına karşı önlemler almaya çaba vermek ve ulusal ve uluslar arası çapta verilen çabaya destek olmak,

Koordinasyon Kurulunun yapısı ve işlerliği

Koordinasyon kurulunun üyeleri; kitle iletişim araçlarının yagınlaştığı ve kolaylaştığı bu zamanda, köyün sorunlarına duyarlı olan, çözüm önerileri getiren ve insiyatif alan her basaklıya açıktır. Üyelerin görev ve sorumluluklukları gönüllük temelindedir. Köyün sorunlarına yakında ilgi duyan, düşünce üreten, öneri getiren her Basaklı ve Basaklı dostu katılabilir.

Koordinasyon kurulu aldığı kararların uygulanmasında kendi arasından belirlediği ve onayladığı Sekreteryı yetkili kılar.

Koordinasyon Kurulu, en az yılda bir defa bir araya gelip toplanır.

Bu toplantıda geçmiş faliyetlerin raporu değerlendirilir ve onaylanır.

Mali rapor incelenir ve onaylanır.

Toplantıda köyün sorunları ve gelecek çalışmaların raporu irdelenir ve kararlar alınır.

Kurul yürütme görevi olan sekretaryasını seçer.

Koordinasyon Kurulu, fikir oluşturma, karar alma, denetleme görevini ve sekretaryayı destekleme ve yönlendirme görevi üstüne alır.

Sekretarya, kurul kararlarının uygulayıcısıdır.İki kurul toplantısı arası kurulu temsil eder. Sekreterya kendi arasında görev paylaşımı yapar. Çalışmalarını, kendi aralarında yazışarak ( internet aracılığıyla) yürütür.

Çalışmaların yürümesi ve projelerin başarısı için; komite-komisyon kurar ve destekler.

Basın ve kurumlar karşısında kurulu temsil eder.

Köyle ilğili yapılacak çalışmaları Köy idaresi ile eşgüdümlü yani koordineli yürütmeye azami çaba gösterir. Köy iradesini destekler.

Basak Köylüleri Birlik ve Sosyal Dayanışma

Koordinasyon Kurulu İnsiyatif Komitesi

Komite Üyeleri.....

Ahmet Yalçın Yıldırım

Not: Bu taslak açıklamayı, İnsiyatif Komitesi adına hazırlamıştım.


4. Köyşenliğine Hazırlanırken

9 Ocak 2006

Basak Köyü Yazşenliği, bir kültür ve sanat şenliği olarak gelenekselleşmektedir.
Bu yıl dördüncüsünü gerçekleştireceğimiz Şenlik, Köy (Kültür Evinin ) önündeki alanda düzenlenmesi Köy İdaresince karara bağlanmıştır. Şenlik tarihi 30 Temuz pazar günü olarak uygun görülmektedir.

Şenlik, köylülerimiz ve bölgemiz  insanları arasında birlik, dayanışma ve barış istemlerinin dile getirilmesi için bir kürsü olmuş, köyümüz dışından da insanların katıldığı bir ilgi odağı durumuna gelmiştir.

Şenlik, köyümüzün sorunların dile getirilmesi, köyün dışarıda olumsuz olarak algılanan imajının düzeltilmesi, köyümüzün tekrar adının duyulması ve zedelenen saygınlığının kazanılmasında, sosyal ilşkilerin yeniden canlanması ve manevi bağların tekrardan güçlenmesinde yaramıştır. Bu başarı başta Tertip Komitesinde yer alan herkese, köy idaresine, şenliğe katkı sunan basaklı dostlarına ve de hepimize aittir.  

-          Şenlik, kültürel ve sanatsal etkinliklerin gerçekleştirildiği, profesyonel sanatcılarla, amatör sanatcıların, yerelle-ulusalın, ulusalla-evrensel değerlerin buluştuğu ve birbirlerini etkiledikleri bir platform olmaktadır,
-          Şenlik, manevi ve maddi kültürel değerlerimizin yaşatılması ve tanıtılmasına olanak sunmaktadır,
-          Şenlik, gençlerimizin yeteneklerinin açığa çıkarılması ve teşvik edilmesi  için bir fırsat olarak değerlendirilmekte ve onlara açık kürsü sunmaktadır,
-          Şenlik, köyümüzün sorunların dile getirildiği ve tartışıldığı ve çözüm önerilerinin üretildiği ve kararların alındığı bir kürsü durumundadır.

Program ve içeriği hakkında

Yurt içinden ve yurt dışından katılacak sanatçıların, müzisyenlerin yanı sıra, köyümüz gençlerinin hazırlayıp sunacakları, skeç, mizah oyunları, şiir ve türkü dinletisi, yöresel folklorik oyunlar yanısıra sportif yarışmalara da yer vererek programı genişletebilir.

Özendirme ve teşvik ödülleri

Geçen yıllarda istememize rağmen hayata geçiremediğimiz sportif ve kültürel yarışmalara bu yıl programda yer vererek kapsamını genişletmek faydalı olacaktır. Önceden duyrusunu yapacağımız yarışmaların, konularını ve son katılım tarihlerini ilan ederek, birincilik, ikincilik ve üçüncülük ödülleri ile ödüllendirip, katılımı ve ilgiyi canlı tutmaya çalışmak gerekiyor.
Şiir ve öykü metni yazım ödülleri, beste ve ses yarışması ödülleri, kadınlarımızın elişleri çalışmalarını da yine birincilik, ikincilik ve üçüncülük ödülleri ile ödüllerdirerek destekleyebiliriz. Kendilerine elişleri sergileyecekleri sergi açma olanağı ile olanak verip katılımı canlı tutabiliriz. ( Ödüllerin miktarını sembolik tutarak fazla bir masrafa girmeyiz)

Bu yıl köy büyüklerimizden, köyümüz kendi öz türküleri ve havaları yanısıra köyümüz ileri gelenlerin isimleri ve eserleri ile birlikte tanıtılmasınada yer vererek, köyümüzün kültürel miraslarınını gençlerimize tanıtmak yerinde bir tutum olur.  

Onur Ödülleri:


Her yıl köyümüze yaptığı katkıdan ötürü köy içinden ve köy dışından iki kişiye onur ödülü vererek onları onurlandırabiliriz. İnternet sitemizde ve  hazırlayacağımız bir anketle bu kişileri belirleyebiliriz. Şenlik günü kendisine podyumda ödülünü takdim ederek yardımseverleri teşvik etmiş oluruz.

Programı 3 ay önceden belirleyerek, proğrama hazırlanan gençlerimizin iyi hazırlanmalarına fırsat tanımak gerekir.

Köyümüzün, çevre ve sağlık sorunu hala güncelliğini korumaktadır. Proğramda, sağlık ve saglıklı bir çevre soruna bu yılda yer vererek, özellikle köyümüzün yetiştirdiği, hekim ve sağlıkcılardan ilgi ve desteklerini seminer ve muayene çalışmalarına katarak, hizmet vermelerini sağlamalıyız. 

Köyümüzün temel geçim kaynağı olan tarım ve hayvancılığın geliştirilmesi ve verimli hala getirilmesi için neler yapılmalı? Proğramda bu sorularına cevap arayacak ve karar alınacak toplantı ve seminerlerin yapılmasını saglayarak, yine başta köyümüz ziraatcıları ve çevre mühendislerinden destek ve yardım vermelerini ve katıulmalarını sağlamalıyız.

Şenliğin proğram oluşum ve proğrama Köylülerimizin katılımını artırabiliriz.

Şenliğin başarılı ve verimli geçmesinde yurtiçi ve yurtdışında tüm basaklılara önemli görev ve sorumluluklaar düşmektedir.

Proğram oluş sürecinde öneri ve isteklerini bildirerek, aktif görev talep ederek, proğrama hazırlanarak, araç ve gereç, maddi destek kaynakları bularak ve de yakın dostlarını davet edip katarak sahiplenmelerini saglamalıyız.

Geçen yıl Şenliğe destek amacıyla açık artırımla şatışa sunulan köyümüz kadınlarının ördüğü çorabı alan Milletvekilimiz Mevlüt Aslanoğluna Şenlik duyurusunda yer vererek teşekkürümüzü bildirir ve kendisini 30 Temuza kadar Şenlik Ağası ( Şenlik Komitesi Onur Başkanı) olarak ilan edebiliriz.
Her yıl bu geleneği bizde tekrar edip değerlendirirerek Şenliğe maddi destek sağlamış oluruz.

Şenliğin masraflarının giderilmesi için kazanç getireçek hazırlıklar

1. Şimdiden Gazinin daha önce açmış olduğu hesap numaraına bagışlar
yatırılmalı
2. Çekiliş yine olmalı
3. Şenlikte Komite Yiyecek ve içecek satışını organize etmeli
4. Sergi stand açanlar izne tabi olmalı ve Komiteye yardım etmelidir
5. Sponsorlar bulunmalı
6. Kaynaklar araştırılmalı
7. Şenlik Ağasının vereceği katkı

Gelecek başka öneri ve düşünceleri ve de teklifleri oluşturulacak Şenlik Tertip Komitesi değerlendirten sonra, en kısa zamanda şenlik proğramını hazırlayıp netleştirerek tekrardan köylülerimizin ve kamuoyunun bilgisine sunmalıdır.


SORUMSUZ TUTUMLAR VE  KÜÇÜK HESAPLAR KİME NE KAZANDIRDI?

27 Ocak 2006

Basak Cafe Forum sitesi açılandan bu yana, yaklaşık bir 5 ay geçti. www.basakli.com isimli site ise yaklaşık 3 yıldır yayında. Gerek basakli.de ve gerekse basakli.com siteleri bireysel insiyatifler ve  çabalarla yayına başladığından bu güne kadar, köyü ve sorunlarını tanıtmaya ve köyden haberleri olabildiğince vermeye ve yansıtmaya çalıştı. Eksiklikleri olduğu bilinciyle mütevazi bir tutumla yol almaya çalışıyor.

Bildiğiniz gibi İsmail Aslan'ın insiyatifi ile  www.basakli.de  sitesinde geçtiğimiz Agutos ayında geniş kapsamlı bir forum sayfası hazırlayarak yayına soktu. Bugüne kadar 240 üzerinde kişi üye oldu ve çeşitli konularda haberleşme, tanışma, bilgilendirme ve tartışma platformu olarak  Basaklılar arasında ilgi odağı durumuna geldi. Bu ilgiden dolayı ben basakli.com da ayrı bir forum sayfası açmadım ve direk  Basak Cafe  link verdim. Başından beri  tartışma konuları açtım ve aktif olarak katıldım. Bu süre içerisinde iki tatsız olarak sonuçlanan tartışmalara taraf oldum.  Birinci ve ikinci tartışmanın - ki buna tartışma denirse- nedeni, köy ve sorunları hakkında düşünce belirtmek, cözüm önerileri getirmek, sorunların üzerine gidebilmek için örgütlenme modelleri geliştirmek ve  bu örgütlenmelerin alt yapısını oluşturmak için insiyatif almak ve katılım çagrısı çıkarmaktan ibaret olan duyuru ve çagrılar çıkartmaktan ibaret olan tutum ve girişimler neden oldu.Bazı forum üyelerini bu tutumlar rahatsız etmiş olmalı ki; köyün temel sorunlarının çözümüne yönelik harcanan emeklere ve düşüncelere tahamülsüz,  saygısızca “ ahkam kesiyorsunuz ”  diyerek, ithamlarla, kara çalmaya yeltendiler. Bu tutumun başını ise öğretmen arkadaşımız çekti. Benim bu tutumu ve arkasında yatan niyet ve zihniyeti eleştiren bir yazı ile karşılık vermem karşısında,  eleştirilerimi şahsileştirerek, şahsıma yönelik, karalama ve asılsız ithamlara  yöneldi. Gelen eleştiriler karşısında, günah çıkartarak  geri adım atıyor göründü.
Şahsıma yönelik her hangi bir özür dileme çabası göstermediği için bende bu arkadaşla diyaloğu durdurdum. Geçtiğimiz günlerde bana yönelik üstü kapalı eleştiri ve ithamlar üzerine sert bir eleştiri yazısı yazdım. Bildiğiniz gibi bu yazının başlığı, " Herkes Haddini Bilsin!" cagrısı  idi. Bu yazım da yine şahsılaştırılarak ve kişisel olarak üzerine alınarak, tekrardan bana karşı şahsi suçlamalara ve  özel hayatımı irdeleyici ve kendince  düşültücü bir niteliğe büründürüldü. Bu yazıyı takiben eski muhtar adayı bir arkadaşımızdan, ordan burdan duydugu ve yine o öğretmen arkadaşımızla  özel yazışmalarımızdan, aldıgı alıntı ile bana yönelik, karşı eleştiri yazısı, yanısıra yine benzer bir dil ve uslüpla, bana yönelik sözde cevap yazısı geldi. Bu arkadaşımız, benden bu yazıyı sitede yayınlamamı talep etti. Bende bu uslüp ve dille yazılan ve kişiselleşririlen bir yazıyı siteye almayarak elimde bulunan mail adreslerine yorumsuz oalrak postaladım. Ve ayrıca bu arkadaşımıza özel bir cevapda yazdım. Arkadaşımız hatasını anlamış olacak ki yeni bir polemiğe girmedi. Ancak, anlına devrimcilik, alevilik etiketi yapıştırarak, bu ortamdan küçük çıkar hesapları ve küçücük dünyası ile faydalanmaya çalışan sayın öğretmen arkadaşımız, ortalığı birbirine katmayı bir marifet sanarak tekrar sahneye çıktı. Tamamen akılsızca, provakatif atraksiyonları ile köyümüze ve köylümüze yakışmayan ve zarar veren tutumunu sürdürmeye devam ediyor. Basak Cafe de deşifre edilen akılsızca davranışa kimse pirim vermemelidir.

Bu davranışın sahibi bay ve destekcileri, akılarları süre, bir başkasının ardına gizlenerek  benim susturulmamı istiyor! Forumdaki yazılarını ve tartışmaları ibretle izliyorum. Bu tatsız tartışmalara neden olan tutumlar ve bu tutumların sahipleri o platformda oldukları sürece ben bu platformda olmayacağım.Köyle dayanışma ve köyün sorunlarına yönelik, çagrılarım ve çözüm önerilerim ortada.


Benim toplumcu tutumum ve çabalarımı, yeni "muhtarı desteklemek! O'nun avukatlıgını üstlenmek" olarak itham eden, şahsıma yönelik karalamalara ve iftiralara başvuran bu kişilerin ortak bir derdi var: Çekemezlik, hasımlık, artniyet ve kişisel çıkarlar ve köyde huzurun bozulması!. Yine de dileğim benim yanılmam.

Köydeki olumsuzlukları eleştiren ve ortak tutum almak için yaptığım çagrıyı burada hatırlatmak istiyorum.   Bu çagrıya olumlu yaklaşan ve destek veren arkadaşlar içerisinde kendileri de varlar.

SORUMSUZ  DAVRANIŞLAR VE SATAŞMALARA, KARALAMA VE İFTİRALARA KARŞI ALINACAK  DOĞRU  TUTUM  NEDİR?

Bu çirkin davranışları gösteren arkadaşlara tavsiyem,  hadlerini aşmadan ve bir başkasının adına veya ardına gizlenerek oraya buraya sataşmamaları ve köye ve köylülerimize daha fazla zarar vermemeleri. Ben kendi adıma bu arkadaşları ciddiye alıp, tartışmalara  taraf olduğum için pişmanım.  Bu kişiler bizim köylü ise ben bu köyden değilim.Herkes kırdıgı camı tamir etmeli ve hesabını vermelidir. Toplum için faydalı tutum ve davranışlar onure edilmeli, zarar veren davranışlarda hoşgörülmemeli ve cezalandırılmalıdır.Köyümüzden aklı başında bir kaç kişinin hıuzurunda ben hesap vermeye ve dara çekilmeye hazırım.


Sizde hazırmısınız?

23 kasım 2005

Degerli hemşerilerim, köyümüzün gelişip kalkınması ve refah düzeyinin çagdaş seviyeye ulaşması ve daha da ilerlemesini yürekten isteyen biri olarak, köyün çözüm bekleyen sorunlarını hep birlikte olanaklarımızı seferber ederek çözebileceğimizden emin olarak altaki yazıyı köyümüz muhtarı ve azalarına iletilmek üzere imzanıza sunuyorum.


Hemşerilerimin Dikkatine !

20 Ekim 2005

www.basakli.com isimli internet-websitesi ile sanal alemde, köyümüzü, sosyal, ekonomik ve kültürel yönleri ile tanıtmayı, köylülerimiz arasında bilgilendirme, iletişim saglama ve dayanışmayı amaç edinen bir yayın anlayışı ile 2 yıldan fazla bir süredir hizmet vermeye çalışmaktadır. Tamamen gönüllü bir hizmetin ürünü olan bu çalışma amacına sadık kalarak, eksiklikleri ve fazlasıyla kendini yenileyerek ve zenginleştirerek devam etmektedir.

Siteye gelen eleştirileri de göz önünde bulundurarak; sitemizin daha kapsamlı ve işlevli olabilmesi için sizlerin de maddi ve manevi katkısına ihtiyaç duymaktadır. Köyümüzle ilgili ve köyü yakında ilgilendiren haber, duyuru, belge ve fotograf göndererek, tanıtım amaçlı ilan vererek yada maddi destek sunarak katkı yapabilirsiniz.


Yeni bir Ramazana girieken

05 Ekim 2005

Ramazan ayı başladı. İslam dünyası 30 gün oruçla dini duygular ve dogmalar inannanların beyinlerine kazınacak. İslamın en iyi ve en dogru tek hak dini oldugunun propagandası yapılacak. Halklarının çogunlugu müslüman olan ülkelerde neredeyse hepside despot ve oligarşik egemen güçler iktitarlarını pekiştirecekler.
Dilegimiz o dur ki inananların inançdünyasına siyaset çıkar kaygası girmesin. Devletler kurumları ve araçları ile tarafsız olsunlar. Vatandaşlarına eşit derecede dursun. İnanalardan beklentimiz de odurki, iradelerine ve nefislerine hakim olsunlar. Diger inançtan ve inanmayan insanlara hoşgörü, anlayış ve saygı ile yaklaşsınlar. Kendisı için istedigini onlar içinde isteyebilsinler. Kendinize saygılı davranmasını istiyorsanız, önce siz başkalarına saygılı olmalısınız.
Ramazan ayının dünyada barış hoşgörü ve huzur ve refahın geçmesi için duaların edildigi ve bu iyi niyet isteklerinin gerçekleşmesi için çözüm yollarının düşünüldügü ve de arandıgı bir ay olmasını diliyor ve inananlarının ramazan ayını kutluyorum.


Merhaba Yeni Avrupa!

03 ekim 2005

Bugün, Türkiye ve Avrupa Birligi ükeleri arasında zorlu bir karar verme sınavı yaşanıyor. Türkiye zorlu ve engebeli bir maratonun bitiş noktasına geldi. Aslında geçen yıl 17 Aralık da Türkiye hakettigi ödülü almak için bekledi. Olmadı bugüne ertelendi. Bakalım yolu çeşitli hile ve santaş mayınları ile döşenmiş olan Türkiye ye, ödülü verilecek mi yada bu maraton iptal mi edilecek...!

Bu gün; bür çogunuz gibi ben de akıl ve duygu muhasabesi yapmakla meşgul olacağım.

Yıllardır biz Türkiyeli göçmenleri horlayan-iten kakan Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye vatandaşları olarak deyim yerinde ise diken üzerinde yürüyoruz.

Türkiye batının destekcisi olandan beri az çekmedi. Hala ciddi sorunlarla boguşmakta. Şayet Türkiye özlemini duydugu ekonomik ve sosyal refaha, demokrasi insan hakları ve özgürlükler alanında ulaşamadı ise bunda kabahatın en büyügü bizde olmakla beraber, önümüze hep engel çıkararn da batı olmuştur. Şimdi bu günahların hepsini Türkiyenin üzerine yıkarak alttan kalma kurnazlıgını oynuyor. Ama nafile...Zaman degişti...
Üvey evlat dönemi bitti.

Bakalım kim galip gelecek; İslam düşmanlıgı ile şaha kalkan batı-hiristiyan kültürel ırkcılıgı mı? Yoksa kültürlerarası hoşgörü ve karşılıklı saygı mıı?

Geçmişi ve hala bugünü; ilker, barbar, sömürgeci, emperyalist ve de ırkcı olan bir Avrupa da onun vatandaşı olmak ezikligini yaşarken bir yandan da medeni uygar insan haklarına ve emege saygılı demokratik ilerici ve barışcı bir Avrupa kendime burada yaşama avuntusu bularak beklemekteyim.

Yüzümü doguya döneli ve güneşin batı kıyısında hüzünlü batışını seyretmekten bıkalı daha çok olmadı.

Ne Güneşe daima bakarak kör olmayı ve nede onun ardından hüzünle iç çekme kısırlıgına düşmeden tekrardan merhaba diyorum.

Duygularım ilk kez elime bir Türk bayragını alıp dalgalandırmak istiyor.
Ayı ve yıldızı birleştiren bu güzel bayrağı var eden tarihe ve Türk milletine sükranlarımı sunuyorum.

 

 

  başadön